başıma bir şey gelmeyecekse…

Başıma bir şey gelmeyecekse aşırı Didem Madak sevgisinden sıkıldım mesela, şairlerin Türkiye’de ölmeden, ölünce de gerektiği gibi fark edilmemesinden sıkıldım. Neden olmasın, sıkılamaz mı insan, böyle bir hakkı yok mu? En azından şimdilik var, değil mi; tamam işte, o hakkı…

Yaratıcı Okurluk 43. dönem – Ağustos

“Yaratıcılık, titizlikle düşünülmüş taklitlerden başka bir şey değildir.” – Voltaire Ağustos ayının ilk iki hafta sonu (5, 6, 12, 13) Akademi Nar’da. Benzerlerinden çok daha farklı içerikle, Türkiye’de ilk kez Gümüşlük Akademisi – İstanbul Arnavutköy’de gerçekleştirilen, daha önce Antalya, Ankara…

Yaz Tarifesi, Yeniden…

On yıl olmuş. Gencecik bir adamın, hayatın orta yerinde birden yapayalnız kalışının şiirleri.. Baktığımda şimdi ne çok ben, baktığımda şimdi, ben değilmişim gibi… Her şey burada yazılıdır… Yaz Tarifesi, 2. kez…   * “yaz. sakız reçeli. tren penceresi. kırmızı gömlek.…

Geçip Giden Yaz İçin Övgü

  yaz bitti sevgilim anneler güzelliğini hatırlar babalar düştükleri yeri çocukların sende mavi pencere bende kırmızı kapı ne yapalım böyle, gitti çarşıda askerler, çorbacılar ferah perdede titreşen acemi şarkı alıngan vapurlarla yaldızdan kasımpatı kelimeler bile bitti, söylenmemişti suların genci bitti,…

Gece Güzelliği, Yeniden…

Yedi yıl sonra, üçüncü baskı. Öyle yüzbinlere ulaşmadı, öyle bir ayda otuz baskılar falan… Öyküler değil üstelik bunlar, hikâyeler. Anlatı ya da metin de değiller, yazılar bunlar… Alnımıza, içimize, bir yerimize yazılmış olanlar. Anlatmasaydım delireceğim değil, anlatmazsam ölürdüm diyeceklerim. Zaten…

Mayıstı

  15 Mayıs hem de. Demek neredeyse yaza gidiyoruz, aklımda kırlangıçlar, reçel kavanozları, bir aşk hikâyesi, çağıltılı. Çünkü bağışlayacaktı herkesi, mayıstı. Sevgilisini havalimanından yolcu edip hiçbir şey olmamış gibi kaskatı geri dönüyor. Merdivenler; asansöre binmeden, yürüyen banda hiç takılmadan metroya…

Veli’nin oğlu…

Veli’dir… Veli’nin oğluyum der şiirinde. Uçak kiralayıp Bizans eskisi bu şehrin tepesine şiir yazılı kâğıtlar atmak, rakı şişesinde balık olmak isteyen; biraz patlak gözlü, çok zayıf, deli adam. İçindeki diğer şairin adı Mehmet Ali Sel, çevirmense Adil Han (Adilhan’da askerlik…

Yarın, Savaşta!

tartışmıyorum ayın güzelliğini seninle kör nakkaş mürekkepte boğuldu dün çekilip gitti güzden kuru saçaklar keskin beyaz bıçaklar geldi birden vadide, sisler içinde baş eğdi kule delip geçildi kumaşı gökyüzünün kara tutuşmuş servi ağırbaşlı ihtiyar salgınlar başladı ve gencecik ve yeniden…

Onur Caymaz – Suat Duman, Edebiyat Üzerine…

S. DUMAN: Bir dönemin dergiciliğinde veya edebiyat dünyasında yazarlar bir masa etrafında oturup konuşuyorlardı, güdümlü bir söyleşi tarzı değildi, edebiyatçı sohbetleri vardı. Uzun süredir bunlardan epey uzak bizim yayıncılığımız; öyle olsun istiyorum, sohbet edelim. Bu gelenek kitap ekinde olur veya…

Nar Küçükken…

  Nar küçükken kirpikleriyle bakıyordu uyurken yıldızlara   Nar küçükken salıncakta bir kuğu seviniyordu çocuklara   Nar küçükken biraz kalıyordu tabağında az bir şey de yoksullara   Nar küçükken deli dolu bir gül dalı dalıyordu bulutlara   Nar küçükken her…

Hoşça Kal Türkiye…

Bir sürü insan tanıdım Türkiye, henüz hiçbiri girmedi senin ölü listelerine ama nice arkadaşımı mahkemelerinde süründürdün, hapse attın. Dağa çıkan da bilirim, Nişantaşı’ndan çıkmayan da… Elit miyim bilmem ama kanımca elit Tevfik Fikret’tir Türkiye. Dünyanın en güzel adamlarından biridir. Oysa…

Ağır Şaman

1 üşüdün fakat soğuk değil uyu; geçecek uyuyunca aydınlık, ışıksız seslerdir dünya, biz yokuz 2 üşüdün de kış değil kaybolmuş kelime cümlede ağacın esmeri takıyor maskesini yaz var, yangın var her şeyde susalım, ses etme! 3 kayarken ayağının altında zaman…

Yazmalar…

  1 fulya tamam bir sırma kemer ne yapsaydım ya satın almadım çiçek tezgâhında sızlayan incelik parayla satılan güzele inanmadım geçtim öylece, evvel zamandım 2 sarı tokalıdır, deridir, örgüsü tuzdan dönüp dolaşır kırık bileğimi öpüşüyorduk apartman aralığında söylerim hep çok…

Herkes Yalnız’a dair Lacivert söyleşisi…

Nurşen Güllüoğlu: Genel olarak, bir öykü kafanızda nasıl şekillenir? Ani gelen bir ilhamla kalemi alıp hemen yazmaya mı başlarsınız, yoksa uzun gözlemler sonucunda mı ortaya çıkarırsınız? Onur Caymaz: Eskiden ilhama inanırdım. Bir çakımla başlayan ve kendini götüren, sonra da bitince,…

Alaca

Borges’e… Tren salı ve cumartesi geceleri kalkıyordu. Şimdi karşımda. 20.05. Gar meyhanesinde, o gün de, eskiden Cemal Süreya’nın bira içtiği, biraz içtiği yerde, iki tek… Meyhanenin mavi çini çiçekleri… İstasyonun önünde çocuğunun sınavdan çıkmasını bekleyen ekose etekli, gençten bir anneydi…

Bıyıklarım Var

  denize bakan evlerden geçen tren ilk gün gibi hapisten çıkılan ilk gün, hastaneden dönülen yanmış sokaklar bitince acı siren nasılsa kaybolmuş demir kapı kar yeni kalkmış daha beyaz bak işte: izinli pastaneler bir kadın var yanımda mil çekiyor gözlerime…