0. Merhaba

 

Birinci bölümü çok uzun sürmüştü, bir yıl civarında. Ne olacağını bilemiyordum çünkü.

İkinci bölüm başladığında arka odada, daha Nar üç günlüktü. Aslında öncesi de var ama o kadarını saymıyorum, yoksa on yıl eder, ezilirim altında.

Sonrası o kadar hızlı gelişti, geldi geçti ki… Hatırlamıyorum bile. Atölyeler, insanlar, geçim dertleri, hayat, hastalıklar, ölümler, küslükler, aşk, iş, şiir, ülke, darbe, alkol, balkon, Nar ve yine Nar, yine roman, yine kitaplar, yine oradaki o kahramanlar ve kanımı emen sonsuz bir yorgunluk.

Az önce bitirirken, birkaç kişiyi öldürmek zorunda kaldığım için kitaptan, ağlamışım farkında olmadan, öyle söyleyeyim; o kadar alışmışım onlara. Alışıyor insan…

Hep bir karanlıkta yazdım bu kitabı. İçindeki 160.523 kelimeden en çok geçeni de “karanlık” zaten. Okuyunca belki size de geçecek aynısı. Kahramanlardan birinin adı bile zaten Reşat Karan. Hep bir karanlıkta yazdım, hiç ucunu göremedim. Bu koca zaman boyunca böyle ağır bir işin benimle birlikte kahrını çeken cânım Aslıhan Türel; sen olmasaydın bu kitabın sonunu bulamayacaktım, her daim baş tacısın, sonsuz teşekkürler…

Bir de tabii sevgili editörüm, edebiyatımızın en özel insanlarından İlknur Özdemir… O bana hadi artık şu işi toparla demese, “bu işin” asla bitmeyeceğini, dur şu paragrafla şöyle oynayayım, şuraya da bir noktalı virgül koyayım diyen ben fakirin, bu işle otuz yıl daha uğraşacağı garantiydi.

Hiç Berlin’i görmeden Berlin’i, hiç Efes’e gitmeden Efes’i, antik çağda bulunmadan Ephesos’u (ki batık ve antik çağ sahnelerinde, sen olmasaydın asla bir şeyleri bir yerlere bağlayamazdım kardeşim Mehmet Bezdan), Ankara’yı bilmeden Ankara’yı (kentine dair her ayrıntıyı gece gündüz bıkıp usanmadan anlatan can dost Pınar Ekinci) yazdım… Teşekkürü borç bileceğim dostlar bunlar. Must. Or., tamamına yakını en çok okuyan sensin, bunun artık Güler’i olacak, Kadıköy’ü, Modası olacak, teşekkürler…

Daha bir sürü insan var tabii, buradan hangisine teşekkür etsem tek tek bilmiyorum. Burası da yeri değil. Akademi Nar’da bir 0 – Okuma Gecesi yapmak istiyorum… Dosya, kitap formatına gelsin,Zekai Saltoglu ile klibini yapalım, Kemal Hayıt ile kapağını çalışalım da… Vaktimiz az. Vaktimiz hep, az olur zaten.

*

Hayatımda yazıp yazacağım en tuhaf, en acayip, en ışıklı, en karanlık, belki de en acı şeyi az önce bitirdim diyebilirim… Tam 272 a4 tuttu. Fotoğrafta İlya var, onun gülüşü, aslında tüm duygumu aktarıyor. Her şey gibi, o da hayat ve sanatın aşkına denk düştü…

Şimdi önümde on gün var, kesip biçerim biraz da…

Sonrası yine size kalacak, yine edebiyatın büyük zamanına. Bendeki “başkalarının eskileriyle büyüyenlere yazdığım” bu kocaman kitap, kimilerine de hiçbir şey ifade etmeyecek; ifade edeneyse, biliyorum, kendisini en azından üç beş kez okutacak. Biliyorum, ne gevelemiş, amma kafa ütülemiş bu adam diyen de olacak, böyle edebiyat olur mu diyen de… Faşistten lezbiyene dek çeşitli şeyler diyenler hep oldu, olsunlar da, ben şu an onları bile seviyorum açıkçası…

Ne nedir, ne değildir kararını da onlar- biz değil, zaman tanrı Kronos verecek zaten. Göreceğiz.

Aramıza hoş geldin 0.

Hoş geldin edebiyatın sonsuz uzayına….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir