16 Mart 1978 İçin 7 Ah!

Hayata karşı söylenecek sözlerim vardı. Turan Ören ben. Taylan Özgür ben. Deniz Gezmiş, Erdal Eren, Yusuf Aslan, Mahir Çayan. Bu ülkenin bütün güzel çocukları,  ‘ben’. Artık ellerim vapurlar değil benim, ellerim uzaklar değil. Ellerim ablamın bana ördüğü atkının sıcağında değil artık. Babamın anneme söz verip de alamadığı bir ufacık çamaşır makinesi değil… Gençtim. Öldürüldüm…

Ah be! Akşama sağ çıkaydım, evde kurufasulye vardı. Nasıl da severim. Dernekteki arkadaşlardan biri yapacaktı hem de. Babasının Adana’daki lokantasında öğrenmiş. Sonra Baki Ekiz gelirken mutlaka turşu da al demişti; yanına pilav da yaptık mı tamamız. Sonra bunun sırrı burada, deyip pilavın üzerine gazete kâğıdı kapayacaktı. Neden bilmem. Belki bir gün kimselerin ölümünü yazmazdı o gazete… Kan bulaşmazdı belki bir gün aşımıza, hak edilmiş ekmeğimize.


Ah kara vicdanlı dünya! Yemekten sonra çay demleyecektik. Ben küçükken bizim dağ köyünün bağlı olduğu kasabada bir oyuncakçı vardı. Vitrininde nar çiçeği renginde bir kamyon. Az girmedi düşlerime. Hepi topu sekiz yaşımdaydım. Anılardan konuşup gülecektik çay içerken. Murat Kurt söyleyecekti: Al Gözüm Seyreyle Salih adlı romanında, Yaşar Kemal ustam beni yazmış meğer; okumalısın, diyecekti.

Ah nasıl da güzel bağlama çalardı Cemil Sönmez. O gün yaralandı, bir hafta sonra hastanede ölecekti. Bıyıkları dal gibi uzanırdı dudaklarının kıyısına; hayata, yaşamaya uzanırdı. Ölürken anası babası yanında mıydı? Genç ömründe söylediği türküler?
Şimdi uzun uzadıya bir yokuşu çıkmak. Ciğerlerimi patlatırcasına. İnceden terlemek. 31 yıldır kan ter içinde kalmadım. Cigaram kırgın. Dumanım içime döner. 31 yıldır baharı koklamadım. Bana kıyan katil, duyuyor musun; yaşıyor musun? Bizi vuran bomba Amerikan malıydı. Severler Amerika’yı. Öldün mü yoksa? Ne yani, bir gün ölmeyeceğini mi sanıyordun? Gence kurşun atanlar, bu dünyada sadece bir lekedir. Azıcık yıkasan silinip, defolup giderler.

Ah diyorum sıktığım yumruğumu masaya vurarak. Yarın öbür gün havalar iyice açacaktı. Tomurcuk bebeler boy vermeye başlamıştı dallarda. O şiir nasıldı, Abdullah Şimşek arkadaş okumuştu bir akşam. Okuldan çıkmış, Cağaloğlu’ndan Eminönü’ne iniyorduk. En sevdiğimiz yerdeydik; insanların arasında. Paul Celan’ın şiiri: ‘Beni de acı yap, acı yap beni / bademlerden say beni.’

Ah sevdiğim. Hatice Özen’in hatırasıydın bana, o tanıştırmıştı bizi. Saçında beyaz, inceden bir kurdele vardı. Çaldım bir akşam kurdeleni. O gün kan içinde kalan siyah tükenmez kalemimle ‘Bir sen bir de memleketim…’ yazdım üzerine. ‘Bir sen, bir de memleketim…’ Onu sonra, öylece taktım saçlarına.

Ah biriciğim, Turan Ören ben. Unutmadın değil mi? Beni ilk vuran hain değil, masmavi gözlerindi senin. Gözlerin: Kırık bir çini mürekkebi şişesi, kitaplara dağılmış bir gökyüzü, ıslandıkça ıslanan bir deniz. Sana iki kelime edeyim diye duyduğum o heyecan. Gençtim be gülüm! Bir şiir yazmak için ne çok uğraştığımı bilir misin? Kaçıncı sınıftaydın ben giderken? Nasıl aldın ölü haberimi? Dağ gibi, duvar gibi dimdik durdun mu acıma? Kaç yıl kimse dokunmadı eline? Evlendin mi? Çocuğun var mı? Ne iş yapıyor kocan?

Ah kırk yıl olacak nerdeyse, Denizgil’le Yusuf’u yakalamışlardı Sivas’ta. Hamit Akıl nasıl da severdi Denizgil’i. Ölüydü artık Hamit. Morgtaydı. Görevli, açık gözünü kapamayı denemiş. Açılmış ama. Bugün yarın devrim olacak diye düşünürdü. Gözlerini kapatamamışlar. Yaşasaydı içeri düşecekti. 12 Eylül. Yıllarca ‘görülmüştür’ damgalı mektuplar alacaktı. Yine Beyazıt. 69’da Taylan Özgür… Kanıyoruz kaç yıldır.
Hayata karşı söylenecek sözlerim vardı. Turan Ören ben. Taylan Özgür ben. Deniz Gezmiş, Erdal Eren, Yusuf Aslan, Mahir Çayan. Bu ülkenin bütün güzel çocukları, ‘Ben’. Artık ellerim vapurlar değil benim, ellerim uzaklar değil. Ellerim ablamın bana ördüğü atkının sıcağında değil artık. Babamın anneme söz verip de alamadığı bir ufacık çamaşır makinesi değil… Gençtim. Öldürüldüm.
Ölüm dediğin nedir en fazla? Geceleyin upuzak bir köy, katlanmış bir mendil, ola ki bitimsiz bir uyku. Nedir? Nefesim kesilmiş, dert mi? Aranızdayım işte.
Fakültelerin oradan geçen bir rüzgârım. Duraklara adım yazılıdır, fabrika çıkışlarına, meydanlara, çay bahçelerine adım yazılıdır. Polis kayıtlarına, deniz kıyılarına adım yazılıdır.
Ey canıma kıyan! Attığın bomba susalı çok oldu ama bak, konuşuyorum işte ben. Buradayım. Benim karşımda öyle küçüksün, öyle küçülmüşsün ki sen. Ey canıma kıyan! Duyuyor musun ben halkım, sense küçücük bir kan lekesi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir