Allianoi İçin Bir Ağıt

 

ve sulara gömüldü gecelerce Allianoi
kapanınca kirli kanatları Yortanlı’nın

sonra yıldızlar altında binlerce ton damla
binlerce ton tohum, toz, toprak
ve binlerce rüya, köy, solgun jandarma
binlerce ama binlerce ton diyorum
adalet sarayı, evrak, kırmızı dosya
bir o kadar da mühür, mum ve damga
gürültülü devlerce basıp alnının çatına
bir o kadar da hatıra, kan, ter, tuz, aşk
doluverdi nymphe’nin gözkapaklarına

sulara gömüldü, köyler uykudaydı gecelerce
çağın ayakları altında kibrit çöpü, ezildi
başı göklere varan ulu çınardı eskiden
dalları balçığa dokunuyor şimdi
öyle ya, çok eski adıyla kararıp
üzerinde Homeros’un dizeleri, tabletler
dağılıp durdu yüzünde bir çukurun
işkenceyle, idamla, soykırımla eşdeğer

ah ki o köyler çıplaktır, bilmez çoğu kez
bakanlıklara yakın caddelerde lokantalar
kolalı örtüler ve kırmızı gece lambaları
soba dumanları arasında kerhaneler, bilmez
kar yağarken kapı önlerinde kadınlar don sutyen
rüyasını bile görmemiştir köyler, göremez
sinemalar vardır şehirlerde deri koltuklarla
köyler: çarpılar atılır kapılara, çekilir çizgiler
ara sıra “çok gizli” resmi ateşler yakılırken
ah o yasal suların boğduğu antik evler

on sekiz milyon metreküp su, ne demek
bir deniz edebilir isterse bunca damla
elleri kırık heykel, çakıl olaydım orada
dizlerini kavuşturup iktidarların önünde
Allah yankılanırken altında kristal avizelerin
takkenin, cüppenin eşliğinde susarken devlet!
çoğalıp dururken çokuluslu şirketlerin
mazluma dönen namluya verdiği destek

işte böyle öldürüldü Allianoi
hakikatli evladı kanlı geçmişin
nice savaşlar gördü nice hazin
yurduydu evvelce bir tanrının
şimdi efendiler yağlı yüzleriyle
kaygısız gülüyor manşetlerde
ve kalın parmakları, korkunç bıyıkları
kravatları ve ceketleriyle rahatlar
sulardan mezar oldu antik kent
çamura battı hepten fakat
koynundadır halen soluk anılar

mavide kaldı yazmaları Aristides’in
yosunlar bağışladı zümrüt aydınlığını
zaman haklı diyordu orada derviş
soluklanıp arasında büyük uykusunun
nefesi dolanıp duruyordu taşta geniş
önündeymiş bir vakitler rüzgârın
zafer soysuz, güç zorba lakin
yine de derinde yüzüyordu balık:
derviş de denir yavrusuna kırlangıcın
kancada çığlık atar, havada kuştur incelik
yani yokuş çıkan şairdir yorulmadan
soyunup sırtlanır hayatın gam yükünü
verilir, verilir elbet hepsinin hükmü…

Allianoi, güzelim
Pergamon’dan bu yana
üşüme diye yorganla değil
boğulman için suyla örttük üstünü
ve bir gün çıkar yücelerden birileri
verilir hepsinin hükmü

bildin değil mi verilir hükmü!

Şubat, Mart 2011

Express – Mayıs 2011

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir