başıma bir şey gelmeyecekse…

Başıma bir şey gelmeyecekse aşırı Didem Madak sevgisinden sıkıldım mesela, şairlerin Türkiye’de ölmeden, ölünce de gerektiği gibi fark edilmemesinden sıkıldım. Neden olmasın, sıkılamaz mı insan, böyle bir hakkı yok mu? En azından şimdilik var, değil mi; tamam işte, o hakkı kullandım.

Ece Ayhan’a pek bayılırken Yort Savul’un ne demek olduğunu bilmeyen kepekli tayfadan, şairin şiirlerinde neden bunca “çocuk” ve “erkek” imgesi olduğundan bihaber olan, Enis Batur’un Tahta Troya’sını olsun duymamış “yüreğine sağlık” ekibinden; kabul edemeyenlerden, üstlenemeyenlerden, anlamayanlardan sıkıldım.

Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan habersiz, Nâzım Hikmet’in “rakı bir tek salakla içilmez” diye şiir yazabildiğine inanan salaklardan daraldım. Can Yücel’in Can Dündar sanılmasından; bin adama taş çıkaracak Tomris Uyar’ın “ikinci yeninin gelini” gibi hıyarca sıfatlarla anılmasından; Tezer Özlü gibi kadına “lirik prenses” diyen duyarlıdan (Özlü ve prenseslik); kimse “erkek yazar” ya da “yazar erkek” değilken “kadın yazar” ya da daha kasabalısı “yazar kadın” teranesinden; tuhaf biçimde tınlayan bozuk Türkçeleriyle birtakım detonelerin kent ozanı ilan edilmesinden, bu kimselerin şarkıcı olarak itibar gören inleyişinden ve hatta makam bilmeden ezan okuyan imamlardan kulaklarım duymaz oldu, sıkıldım…

Kafka Bey’in, yazdığı mektupta rica ettiğinden bildiğimiz kadarıyla, hiç istemediği halde Dönüşüm adlı böcülü eserinin kapağına böcü resmi koyabilen “büyük” yayınevlerinden, hatta Kafka’nın kafasını böcek eyleyip dergi kapağı yapan varoş dergiciliğinden; baştan sona bir kez olsun Tutunamayanlar’ı okumadığı halde Olrick muhabbeti yapıp da Tristram Shandy’nin Yorick’inden haberi olmayan, imzaya sigara – bira eşliğinde gidince kitaplarını yayınlayan yayınevinin haline bakmaksızın kendini solcu sanan paçoz edebiyatçıdan sıtkım sıyrıldı!

Fikirsel bağ kuramadığı liseli kıza “liseli kadın” diyerek, ilişkisini, karşı çıktığı cenah gibi vajina yoluyla kuran; herhangi bir hikâyede küfür görünce eril bu eril, diye dolanıp duran ama aynı küfrü Bukowski etmişse olup biteni edebiyat sayan, Hulki Aktunç’u ve Büyük Argo Sözlüğü’nü hiç duymamış renk-dans avamlığından; “yazmasaydım delirecektim” leşliğinden çok ama çok sıkıldım.

Beğenmediği her eseri, mücadele ettiğini sandığı gölge bıyıklılar gibi toplatmaya çalışan tipik ortaokullu tavrından; bir şeyi sevmezse almamayı, okumamayı, izlememeyi, dinlememeyi ya da tam tersini yaptıktan sonra eleştirmeyi değil de toplatmayı düşünen yorgun demokratlıktan; hayvanlar insanlardan daha iyidir şeklindeki anlamsız hayvanseverlikten (ki hayvan, insan, çiçek, yıldız, hepimiz aynı kumaştanız) gına geldi.

Tanıl Bora’nın, “iyilik isteyen” yerine hayırhah demesinden mesela… Okununca anlaşılabilen entelektüel yazı yazmak bu kadar zor mu? Bıktığım bazı kelimeler var: İnşa, süreç, sürdürülebilirlik, vicdan, okumlama, zihniyet dünyası, ama’sız fakat’sız… Bıktım hayatla sınanmamış gıllı gışlı söyleyişten: Cinsiyet kodu, eril, tahakküm, ontik, ontolojik, eleştirinin eleştirisi ve hatta eleştirinin eleştirisinin eleştirisinden, overrated, sosyolojik, içkin – aşkın, pejoratif, arkaik, paradigma, ezber bozan, resmi tarih, statüko, kıymetli…

Nerede “ceberrut devlet” lafını görsem tüylerim diken… Tüy ne bu arada, eril mi dişil mi ne dersin, listesi vardır herhalde?

“Türkçe edebiyatınızdan” da ikrah geldi; Türkçe edebiyat tayfasının neredeyse hiç Türkçe kullanamama özründen de. Sınav yerine imtihan deyince bir halt olduğunu düşünen irili ufaklı ve Ankaralı küçük Palahniuk’lar… Türkiye edebiyatı, Türkçe antolojisi ve benzeri tanımlamalar edebiyatın dille ilişkisini reddetmektir; şuncacık şeyi anlamayan alt kimlik manyaklarının altları ve kimlikleri sıktı artık! Sorunun çözümü basit: William Saroyan, Ermeni asıllı Amerikan yazarıdır dersin biter. Alt kimliğine bunca meraklıysan git o kimliğin diliyle yaz bitsin! Ha, o zaman Guardian’a makale yazmam için beni dikkate almazlar, dersen bilemem; zira biz de seni almıyoruz dikkate… Gerçi Guardian için de küçük ve otantik bir malzemesin zaten.

Türk dili diyen her insan Türkeş olmuyor korkma; Nâzım gibi “Türk” demek de mümkün, “her millet gibi büyük Türk milleti” der usta 23 Sent’lik Askere Dair’de! Ayrıca senin herkese faşist deme faşizminden de bıktım, belirtmeden geçemiyorum.

O tuhaf kıl tüy muhafazakârlığından sıkıldım. Alevilik sadece Ali’yi sevmek değildir, anla artık, yoksa biliyoruz sen de seviyorsun Ali’yi, tamam. Sakal salıp kafa kazıtınca yüksek lisansın bitmiş olmuyor. Schrödinger’in kuantumu keşfettiği yaştasın ama arkadaşlarınla kafa tokuşturup sıkıntı yok diye diye öleceksin, iki cep telefonu ve tespihle çözülmüyor bu işler… Tespihe de mi taktın deme… Senin raconunla alıp veremediğim yok, derdim raconunu namaz tespihiyle kesmen; çünkü edepsizliktir. Öğrenmişsin, ne zaman biri tekbir diye bağırsa çekiveriyorsun, gelgelelim Itri’nin müthiş bir bestesidir tekbir; hiç Itri dinlemedin ama… Her şeyinden bunca korkup sakındığın hayata nasıl katlanıyorsun merak ediyorum. Bir çiniye bakıp uzaklara gitmemişsin, dağ gibi zeybek ürpertmemiş seni, çalışan işçilere kolay gelsin dememişsin, nasıl yaşıyorsun. Bir gün olsun kendini değiştirmek için bir şey yapmadın, her şeyi biliyorsun, bunca eminsin, her şey için bağırıyorsun, senden de sıkıldım… Çiçek sulamamışsın, kedi sevmemişsin, tahrik olursun diye çocuğunu bile kucağına almaya çekiniyorsun; hiç mektup yazmamış, şiir okumamışsın, türkün yok, şiirin… Varoluşa düşmansın, aşka.. Kendinden farklı gördüğün her şeyden korkuyorsun. Lokumla içtiğin, sunumsuz yakalanmadığın kahvenin yanına bir gün olsun ufaktan nane likörü koymamışsın.

Yok yazmak yerine, “var olduğunu ifade etmenin doğru bir yaklaşım olmayacağı kanaatini taşıdığımızı belirtmemiz gerek” yazarak aydın olduğunu sanan (barış mı savaş mı ne akademisyeni olduğu fark etmiyor) kibirli tavırdan bıktım. Burçak Tarlası diye türküsü bulunan memleketin buğday – saman ithal edecek hale gelmesinden, Mehmet Akif Ersoy’un öldüğü yer olan İstiklal Caddesi’nde, “muhafazakâr” iktidar döneminde bile şaire dair tek iz olmamasından utandım. CHP milletvekili Tanpınar’ın, Huzur diye roman yazdığı için İslamcı sanılmasından iflahım kesildi.

Biraz daha sayıp giderim. Türkiye’de halen birilerinin tutarsızlığını göstererek siyaset yapmaya çalışanlardan sıkıldım. Türkiye’de tutarsızlık, bugün, en azından şimdilik, bir başarı ölçüsüdür, neden hedefe konuyor? Olan biteni görmekten bunca yoksun musun?

Neyse işime, edebiyata döneyim, gündelik siyasetten anlamam! İki bin bilmem kaçın en iyi kitaplarından bıktım çünkü “iyi kitaplar” senelik değil, tüm zamanlar içindir. Ortalama üstü bir şair olan Nilgün Marmara’nın öve öve bitirilemeyişinden; hiç Camus’nün Yabancı’sını okumadan “oh Aylak Adam ne güzelmiş” teranesinden; bilumum Ankara arabeski ve kimi yayınevlerinin, çocukluk anısı karalayabilen blog’çularını yazar diye yutturmaya çalışmasından; iki Divan şairi bilmeyenlerin Turgut Uyar’ın Divan’ına bayılmasından; sakal bırakıp rakı içince iyi editör olduğunu sananlardan; yaratıcı metinde noktalı virgül kullanılmaz fetvacılarından ki tüm imla bilmezleri başımıza yaratıcı yazar yapacaklar; başıma bir şey gelmeyecekse çok sıkıldım…

Neye yarar, bilmiyorum ama cidden çok sıkıldım…

Size de iyi sıkılmalar dilerim.

 

Ek dergisi, 1. sayı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir