Bazen Ayla

Neden burnun uzamadı İnci?

Ayla öldü, dediler…

Ben Beyazıt’a gitseydim. Yağmur yağmasaydı. Çabucak akşam oldu annecik. Abim bi trene binip işe gitmişti. Kâkülleri vardı. Sigara içiyomuş vapurda. Dudakları güzeldi. Fethi Usta, şu köşedeki manavın sağından sap, sokağın sonunda büyük ağaç var, demişti. Beş yüz yaşındadır, demişti. Ağaçlar uzun mu yaşıyo sahiden? Gerçek mi? İnanmadım. Ağaçlar o kadar yaşarsa; Ayla öldü, dediler, yalan. Yalan ki ne yalan! Ustalar da yalan konuşur, beyaz beyaz bıyıklarıyla, gözlükleriyle, kocaman ellerinde küçücük kalan çay bardaklarıyla… Ustaların elleri kocaman…

Ben bi tane rüya gördüm, karışık şeyler; küçük olmak karışık zaten. Beyazıt’a gidecektim. Tek başıma evet. Ne olur ki? Artık kaybolmam ki. Öğrendim hepsini. Gitmedim. Yol kolaydır bizim evden ama bizim ev değil aslında burası. Biz babanneme taşındık. Abim üzülme demişti anneciğe. Bu günler de geçer, demişti. Bütün günler geçiyo ki…

Ben bi sürü kalabalık insanlar gördüm Aylaların evinde. Bi tane aptal suratlı kadın helva pişiriyodu. Şekerli kokuyodu. Yemedim. Bakkaldaki helvalar başkadır. Geçen gördüm işte. Fethi Usta, bu yaz helvasıdır evlat, dedi. Sanki böyle, yaz eriyip gidiyo ağzımda. Güneş öyle sıcak ki sokakta. Çiçekçiler yok. Çocuklar kalabalık. Babannemden biraz korkuyom. Onun karşısındaki divanda yatıyoum geceleri. Divanın altında çekmeceler var. Bazen korkunca onların içine girsem diye düşünüyom. Güzel örtüler gördüm çekmecelerin içinde. Çok mu yalnızım? Örtülerin kenarlarındaki fırfırlara baktım. Çok mu? Dişlerini çıkarıp bi bardağa koyuyo o babannem. Rüzgâr esmiyo geceleri. Bacakları çok çok kalın. Dişsizken, gece yarısı yatağından kalkıp boğacakmış gibi geliyo… Saçlarını boyadı annem onun. Sarıya boyuyo. Dipten beyazlar geliyo diye bi laf duydum annecik. Annamadım. Beyazlar sonradan mı geliyo demek? Annecik kapı önüne hiç çıkmıyo.

Ben ileriki sokakta bi tane kuleli bi yer gördüm. Annecik dedi ki orası kilise, dedi. Kambur bi adam vardı orada. Demirlerin arasından mavi oyuncakçıya gidiyoduk. Evet ya evet… Mavi oyuncakçı var. Orada bi trenler gördüm. Kurmalı demişti abim. Alamayız dedi annecik. “Alamayız. Abin çalışacak para getirecek, belki o zaman.” Kambur adamın kısacık boylu çok cüce bi karısı var. Geçen gün bana mendil verdi. Demirlerin oradan kiliseyi seyrettim. Pazar sabahları sesler çalıyo kambur adam. Yukarda kocaman kalp gibi bi şey var. Ona vuruyo. Çınn oluyo. İçim acıyo seslerden. Oyuncakçı mavi değil, dükkânı mavi…

Ben bakkala gitmiştim. Dönerken kapıda abime rasladım. Serinlik vardı. Gidiyodu. Annecik gömleğinin yakalarını düzeltmiş; abim pek beceremez. Giderken bana Pinokyo kitabı verdi. Pinokyo masal demektir. Dedi ki yalan söylersen böyle olur, dedi. Dudakları güzeldi. Kakülleri vardı. Bi kere beraber vapura bindik. Sigara içtiğini vapurda gördüm ilk. Ama ölmedi, bi şey olmadı. Çocuklar saklambaç oynuyolar akşamları. Hışır hışır yaprakların arasından etekleri geçiyo kızların. Adamlar gelmeden önce annecik, abim, biz başka evde oturuyoduk. Ellerinde kâğıtlarla geldiler. Kâğıttan uçak yapardı Ayla. Adamlar yazı yazdılar. Eşyamızı karıştırdılar. Başkasının eşyası karıştırılmaz derdi annecik; babannenin bile olsa karıştırılmaz… Ayla Beyazıt’ta bi mağazada çalışıyodu. Bi kumaş dükkânıydı. Elleri yumuşaktı. Saçları güzeldi. Yüzümü göğsüne gömüp uyumak istedim. Beyazdı. Yumuşaktı. Elma şekeriydi. Pinokyo gibi sert değildi. Pinokyo bi masal demektir. Masal yalancıktandır…

Ben bi tane rüya gördüm işte. Aydede vardı. Onun yuvarlak kenarında yürüyodum. Ayağıma diken battı. Abimle annecik konuştular gizliden; adamlar gidince yani. Bi kamyonun içine eşyamızı doldurdular. Kapı aralığından baktım. Yüzüme ışık vurdu oturma odamızdan. Oturma odamızın içine sabah o saatlerde ışık düşerdi; halının üzerinde küçük bi yere. Işığın üstünde oturur, padişah olurdum. Babannem boğucu katil mi? Kalın kalın elleri var. Ayla’nın incecikti. Abimle ikisinde de aynı yüzük vardı. Eşyamızı alıp gitti adamlar. Annecik dedi ki artık burada oturmayacağız, dedi. Beyazıt buradan yakındı. Ayla’ya gidip bakacaktım. Abim, üzülme, bu günler de geçer, dedi. Bütün günler geçer zati…

 

Ben abimle vapurdaydım. Dudakları güzeldi. Kakülleri vardı. Ayla çok güzeldi. İnsanları seviyom. Bi de kedileri. Geçen gün Pinokyo ile süt içirdik Tekir’e. Abim o heriflerden alacağım var, diye konuşuyodu annecikle. “Gidip isteyeceğim bu sefer puştlardan.” Puşt küfür demektir. Yanıma geldi. Hadi vapura binicez, dedi. Abimle ikimiz. Hemen sevindim. Annecik eşyamız giderken adamların arkasından bakmıştı. Bi tane dolabımız vardı. Tahtadan. Çok eskiymiş. Onun içinde anneciğin bi tane parfüm şişesi vardı. Sıktığı zaman çok güzel kokardı; onu da götürdü adamlar. Geri getirecekler, dedi annem… İnanmadım.

Ben arabaları severim. Vapur iskelesinin oraya arabayla geldik. Başka insanlar da vardı içinde. Abim kolonya kokuyodu. Elini koltuğun arkasına attı; bana sarılmış gibi oldu. Puşt küfür demektir, masal yalancıktan, yaz helvası erir. Vapura mı binicez, dedim; dolmuştakiler gülerek bana baktı. Bi tane yaşlı kadın vardı, kafama dokunmaya çalıştı. Eli pütürlüydü, saçlarıma takıldı. Yürüdük biraz. Değişik trenli yerlere geldik. Sordum: Beyazıt nerde abi? Susuyodu. Sinirliydi galiba. Alt dudağını kemiriyodu. Geceleri saklambaç oynayınca kimse kimseyi bulamaz ki. Gece neden bu kadar karanlık oluyo. Geçen gün Fethi Usta bana boyalar verdi. Mum boya bunlar, dedi. Anlamadım ne demek? Bi sürü resimler çizdim. Gece olsun istedim, siyaha boyadım. Hepsi silindi, kayboldu gitti siyahın içinde. Sonra kalabalığa geldik. Hiç vapura binmedim daha önce. Çok heyecanlandım. Elimi tuttu abim. Bi yerde sıra bekledik. Karnım çok acıkmıştı. Sustum. Yanımdan bi adam geçti. Kötü kokuyodu. Simitçi vardı. Simit susamlıdır hep; sarıdır…

Ben korkak değilimdir. Bi karanlık yerlerden geçtik, denizi gördük. Denizi tabii ki de biliyom. Ayla anlatmıştı. Bazen bizim eve gelirdi. Pinokyo’yu okurdu bana. Dizine yatardım. Abim ona âşıktı. Aşk şöyledir: Sabahları çan çalınca herkes toplanıyo. Yaşlı teyzeler, amcalar, kıyafetli kadınlar, adamlar. Öyledir. Abimle evleneceklerdi. Bazen Ayla mutlu olurdu. Ama bazen. Bilirdim, anlardım ki bi derdi var.

Ben şarkılar bilmiyom. Birileri şarkılar çalıyodu vapurun orada. Gözleri bi garipti; körmüş onlar. Görmemekten çok korktum. Bindik vapura. Bi tahtaların üzerinden geçtik. Demirler beyazdı. Hemen deniz kenarına oturdu herkes. Biz abimle ayakta durduk. Şimdi kalkacak, dedi abim, uçucaz sandım. Elini cebine soktu. Bi tane sigara çıkardı. Yaktı ucunu. Yanakları içine doğru çekildi. Dumanlar çıktı ağzından. Yine korktum. Alacağımız var, demişti onlardan. “Gidip isteyeceğim küçük…” Abim bana küçük dedi. Sevindim. Bi adam geldi yanımıza. Mor gömlekliydi. Bi gözü kayık. Yanında basık bi kadın vardı. İki tane çocuk vardı, kızlardı; güllü bi elbisesi vardı küçüğün. Denize bakın, dedi. Baktım. Kararıyodu. Hava bozacak, dedi çaycı. Uzakta ışıklar parladı. Gök gürledi sonra; bunu biliyom. Şimdi yağmur yağacak, diye düşündüm. Yağmadı. Şimdi vapur çarpacak küçük, dedi abim. Çarpıp kırılmak istemedim. Korktum çarpmaktan. Ayla’ya gidip baksaydık. Beyazıt’a. Kumaş dükkânında. Karnım çok acıkmıştı. İndik. Demir kapılar açıldı. Sesler çıktı. Kalabalık vardı. Kuşlar vardı. Orada bi yemekçi vardı. Kırmızı ışığın altında dumanlar… Yağmur karanlığında. Sosisli bu, bi kere yemiştim. Adam ekmeğin içine turşu koyarken ağzım çekilir gibi bi şey olmuştu. Sevmiştim. Azıcık acılıydı. Abi dedim; bana şundan alır mısın, dedim. Paramız yoktu galiba. Alamayız küçük, dedi. Belki dönüşte, dedi; bakarız dedi. İçimde bi şey oldu. Vapur bi daha mı çarptı ne.

Ben elimi kalbime koydum. Baktım atıyo. Demek daha ölmemiştim. Yağmur başladı çok. Bi hanlara gittik. Karanlık yerlere. Abim bana sen burada dur, dedi. Bi kapı önünde. Karşıdan Ayla’ya benzeyen bi kız geçti. Dünyayı düşündüm. Pinokyo’yu düşündüm. Anneciği düşündüm. Mahalledeki çocuklarla tanışırdım belki. İyi saklanırdım. Üzgünken saklanırdım. Adamlar eşyalarımızı aldılar. Geri getirecekler, dedi annecik. Geri gelmez, biliyodum, çocuk değilim. Burnum uzamayacak… Dönüşte sosis bitmişti. Adamlar yeniden yapıyolardı. Vapuru kaçırmayalım, gidelim, dedi abim.

 

Ayla öldü, dediler.

 

Hiç inanmadım.

Ağustos 2005

Moda

 Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri’nden

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir