Çapa’da bir kapı… Sennur Sezer’in ardından…

 

senn

Sennur abla. Ölmüşsün. Öyle gördüm internette. “İnsan ölmez, dinlenir”, diyordu bir yerde Dağlarca, “ölüm uykudur sadece.” Ne zaman görüştük en son? Geçen yazdı daha. Nefis bir gün. Dönüşte epey yürüdüm. Çapa’da bir ara sokak, üstü yeşil, hayat kadar parlak dallarla kaplı eski kapı… Adnan abiyle seni düşündüm.

Daha dün, bir de fotoğrafını görmüştüm. Ataol hoca paylaşmış; Dağlarca Ödülü seçici kurul toplantısı. Yine Dağlarca, tesadüf. “Sadece geçirdiği zatürre sonrasında kendini yormak istemiyor” diye yazmıştı Behramoğlu. Ertesi gün de kaybettik seni.

Evrensel’deki yazılarına günü gününe değil, topluca bakardım internetten. On beş tane bir arada. Kahve içer gibi. Ödül toplantısından önceki gün, 4 Ekim tarihli yazını görmüştüm. Son yazın. Bir daha hiç yazamayacakmışsın demek… Her zamanki inceliğin, açık sözlülüğünle bizim Pervaneyle Yaren’i sahipleniyordun yine. Sahiciliğinle… Arayacaktım fakat çok erken vakit, pazar günü dedim, vazgeçtim. Pazartesi konuşurduk ne de olsa.

Pazartesi işe gelip bilgisayarımı açtığımda e-postanla karşılaştım. Yazıyı yazdıktan sonra gazeteyle birlikte bana da göndermiştin. Kimi şairler çok kötü insanlar Sennur abla. Hırsla kirlenmiş; yersiz, boş kibirle… İktidar tutkusuyla. Ömrünü mücadeleye adadığın faşistlerin, her daim kabaran hassasiyetleri var ya, onlarda da bitmeyen haset var. Sense, hakkında yazı yazdığın, senden çok genç bir adama, yazını e-postayla gösterecek kadar ince biriydin… Belki de kimsenin doğru dürüst bir şey okumadığını bilecek kadar tanıyordun bu ülkeyi.

Sennur abla. Hep oğlum diyordun bana. Birlikte festivallere katıldık, televizyon programına konuk oldum, çay kahve içip sohbet ettik, fuarlarda karşılaştık. Hep yakın. Ama şöyle uzun uzun oturup sohbet etme vakti bulamadık. Çirkindi dar vakitte bir sevgiyi söylemek. Bir kapı bulmuştum Çapa’da, bir sokak aralığı, yemyeşil yaz dalları. Ispanaklı böreği meşhur derler, hiç bilmiyorum. Annem ve Kuşlar’ı daha lisedeyken dinlemiştim. Afiş’in ilk baskısı yok evde ama. Evden biri çaldı galiba.

Şimdi adım duruyor Sennur abla, yazdığın son yazının başlığında. Üzerine bir hayat kurduğun emek kavramını, bizim şiirlerden birinde görmüşsün. Tütün emekçilerinden bahsediyor şiir. Emek, emekçiler, insan onuru. Onur da, Sennur ablanın son sedası oluyor şu boşlukta yüzen kubbede. Nasıl olsa isimlerimiz bile uyaklı…

Hep kaybediyoruz işte. Herkes gidiyor. Yaşar Kemal, Tarık Dursun, Oktay Akbal, ardından sen. Edebiyatımızın yorulmaz karıncaları. Her üzülen kendine üzülür derler. Değil, değil… Adnan abiyi düşünüyorum bugün. Bunca yaşanmışlıktan sonra katlanabilmenin zorluğunu. Başka ne diyebilirim.

Sennur abla. Arayacaktım olmadı. Gözlerinden öperim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir