Dünebakanlar 1

2007’den

8 Ocak.

Uğur’un doğum günü. Babamı düşündük. Onu bu yaşına girerken görseydi. Yani 20’sine. Yirmi yaş bambaşka bir yaş. Bulutun buluttan başka bir dolu şey olabileceği bir yaş. Ağacın da öyle… Sonra babam ben yirmi yaşındayken nasıldı dedim kendi kendime… O yirmi yaşındayken nasıldı dedim… Geçip gittik gözlerimin önünden, babamçocuk, uğurçocuk, bençocuk…

11 Ocak
Eve fulyalar aldım. Sarı beyaz koktu evin içi.

12 Ocak
Oktay Rifat, Bir Kadının Penceresinden.Rifat’in şiirlerindeki güpgüzel bahar havası, boğaz havası esiyor kitapta. Yine bir çok güzel şiire girebilecek söz dizimleri sonra. Yarı-aydın Bedri’nin evlilikle birlikte orta sınıfa geçiş yapmış karısı Filiz’in penceresi. Romanda hep bir pencere olsun istedim nedense. Neyse ki Rifat son bölüme öyle bir pencere yerleştirerek hüznü dillendirmiş. Selim ileri’yle bir gece öncesinde Yakup’ta otururken romanı konuşup daha sonraki gün Elifba sahafta ona rastlayınca eski bir dostu görmüş gibi sevindim. Bir naneli nargileyle birlikte okumaya başladım hemen. Danaburnu’nu önceden okumuştum zaten. Bay Lear nedense beni çok zorlamış, o kadar çarpmamıştı. Yeniden bir göz atmalı. Evdeki o eski baskıyı yeniden bulmalı. Masmavi kapaklı bir Adam Yayınları kitabıydı sanırsam. Eski kitaplar, eski arkadaşlar gibi.

13 Ocak
Beynelmilel ne güzel, ne içli film. Babasının(Cezmi Baskın) kıza tokat attıktan(Özgü Namal) sonra yaptığı bir konuşma vardı. Kız bir önceki sekansta amcasına halkımızın tokadını yiyeceksin gibisinden bir şeyler “parçalıyor”. Sevgilisinden özenmiş o da devrimci söyleme. Siyasetin çok içinde olduğundan değil. Babanın tokadını yiyor sonra. Bu kez sıra seyirciye atılacak tokada geliyor. Kız odasına kaçıyor. Baba ardından. “Ben o halkın tokadını otuz yıldır yiyorum be kızım, tek derdim sen yeme…” diyorNe denir ki !

14 Ocak
Yazdan Kalma Bir Gün. Mecidiyeköy’ün pazarı. Çok seviyorum pazaryerlerini bir kaç yıldır. Oysa kalabalıklardan kaçarım hep. Ama pazarlar başka. Dedemin pazarcılık yaptığı zamandan kalan genç arkadaşlarının sergisine rastladım. Adam fıtık oldum bu işte ayakta dura dura, eskiden bir zevki vardı bağırıp çağırmanın, o da kalmadı şimdi, bitti bizim işler, diye dert yanıyor… En çok da gözlüklünün yanındaki arkadaşının, iyi ya ölsen de bari helvanı yesek diyerek gülmesii. Ardından da ekliyor, anası harika helva yapar.Balık, salata… Mutluluk pencerelerden gülümsüyor.Akşamına aynı mide ağrısı.

21 Ocak
“Bu evden de çıkıp giderim. Ellerini son kez tuttuğum…”M. Mahzun Doğan. Bu şiiri ilk kez askerdeyken okumuştum. Hayatımda ne kadar çok evden çıkıp gitmişim. Son ikisinde hep aynı şey var ama… Çok sevdiğim için o evleri kitaplarımı da götürmüştüm. Hepsinden çıkarken aynı şey; ellerimdeki kitap torbaları. Birinde sabah vakti, birindeyse bir akşamüstü. Birinde hava güzele teşne, ötekinde düpedüz yağmur. Sonuçta değişen hiçbir şey yok. Ellerimdeki torbalardan biri patlar, kitaplar yerlere saçılır. Toplayamazsın. Dağılıp gider her şey. Sonra Ankaralı Mahzun ‘un güzel şiiri yine:Yağmurlu bir günde öldü babamdedi Seda. Yağmurlu günlerde insan yalnızdırYalnız öldü babamOkul ne ki ölümün yanındahangi üniversiteli daha bilgece bakarbabasız bir çocuktan

24 Ocak
Kemal Tahir, Köyün Kamburu ‘nu bitirdim. Nargilecideki garson, hep seni kitap okurken görüyorum, bana da böyle heyecanlı güzel bir kitap getirir misin hocam dedi. Çok zaman oldu okumayalı diye ekledi. Kitaplardan bahsedince neden birden bire hocam dedi ? Orhan Kemal götüreyim diye düşündüm. ilk aklıma gelen o oldu. Demek ki ona en yakın Orhan Kemal ‘i buldum. Ne fark var Kemal Tahir’le Orhan Kemal arasında bunu düşündüm. Nedense daha halktan biri Orhan Kemal… ikisi de diyalog ustası. ikisini okurken de ürperiyor insan. ikisi de gerçekçi. Ama ne bileyim neden, Orhan Kemal hep daha bir kalp eliyle yazıyormuş gibi geliyor bana.

25 Ocak
Can Bahadır’la konuştuk. Zaman Kitap için unutulmuş kitaplar dizisi gibi bir şey hazırlasana dedi. Hemen kabul ettim. Değil mi ki unutmak ölümdür. Hemen kabul ettimilk sayıda : ismet Tokgöz diye bir hikayeci. Bir Kadırga için Yaz Resmi adlı bir kitabı var. Tek kitap. 1982’de Ankara’da Tan Yayınları basmış. Sonra başka bilebildiğimiz hiçbir kitabı yok adamın. “Bana yüzünde öpülecek bir yer sakla” diyor kitabın bir yerinde. “Sırtımı bir direğe yasladım. Yaz bitti…” diye bitiyor bir hikayesi. Su bardaklarında içilen çaylardan söz etmiş. Ne incelikli.. Meyveci dükkânları çiçekçi sanıyordum diyecek kadar hayata aç.insan gençken her şeye karşı daha aç oluyor herhalde.

26 Ocak
Küçük iskender’in şiir akşamına uğradım. Tanıdık hiçbir şair yoktu. Ne güzel. Bizbize değildik. Gelen herkes okurdu. Üç tane sigara içtim durup dururken. Hayatımda hiç sigara içmemişken içtim hem de. Böyle olduğu zaman şiir akşamları anlamlı oluyor. Öteki türlü çok mutlu etmiyor beni.

14 Şubat
Boşanma tarihi sevgililer günü olan birisiyim… Beyoğlu’nda yağmur altında üzerinde yapay su damlaları olan yapay güller gördüm. Yapaydı…

16 Şubat
Polis ‘i izledik Ümit’le birlikte. Uzun zamandır seyrettiğim en iyi Türk filmlerinden birisiydi. Gerçeklik duygusuyla alay etmesi bir yana, çok romansı bir taraf vardı filmde. Bir kahramanın her açıdan ve her taraftan çöküşü nasıl da bu kadar görkemli verilir. Haluk Bilginer’in oyunculuğunun etkisi çok büyük tabii ki. Beyninde ur olduğunu öğrendiğinde “funda’nın gözleri de ne büyük” diye sayıklaması… Ey aşk diye düşünüyor insan.Sonrasında filmdeki Ajda Pekkan’ın çok eskilerde kalan Olur Ya adlı şarkısı (ki Giannis Parios’undur) nın yeni hali vardı. Mehmet Erdem’in ellerine sağlık diyorum.Filmden çıkarken arkamızda oturan çift, paralarını geri isteyeceklerini söylenerek çıkıyorlardı. En önde ise Olur Ya eşliğinde sırılsıklam öpüşen başka bir çift vardı. Ey sanat diye düşünüyor insan…

1 comment for “Dünebakanlar 1

  1. atalet
    Mayıs 11, 2012 at 11:15 am

    ey sanat ve benim için önemlisi ey kalem ey söz ey yazar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir