Dünebakanlar 2

23 Şubat
Necati Cumalı’nın şiirlerini okuyorum. Ne aydınlık bir hava var hepsinde. Küçük inci taneler hepsi sanki. Bir kadının boynunda güpgüzel bir takı olacaklar sonunda birleşip. Bir yönüyle hepsi aynı yolun, aynı duraklarını işaret ediyor çünkü; umudu. Yoksa neden Güzel Aydınlık şiirinde “ümitsiz kaldıkça seni düşündüm” desin ki ozan. Umut ile ümit; hatıra ile anı gibi mi? Kiminle konuşmuştum bunu yıllar önce. Bana kim sormuştu bunu. Yıllar önceki bir mavi defter geliyor aklıma. Kimi otel odalarında tutulmuş. Eskiden defter tuttuğumu düşünüyorum.
Beyaz badanalı odam
Annemin yüzüne, soframıza
Gençlik hülyalarıma düşen
Güzel aydınlık
-Ümitsiz kaldıkça seni düşündüm

Biz fakirdik ama iyi insanlardık
Bolluk yıllarında da
Felâket günlerinde de
Seni yanı başımda gördüm
Güzel aydınlık
Tatlı aydınlık

24 Şubat
Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri’ ni yazmaya koyuldum. Nereye kadar gidecek bakalım. O bir yere vardığında gerçekten ben bir yerde olacak mıyım, ve ilk cümlede dediğim gibi, gerçekten de hiçbir yere gidilemez mi ?

24 Şubat
Küçük İskender ‘in şiirleri… Bence onun en güzel kitabı, en güzel şiirlerinin olduğu kitabı diyelim, Periler Ölürken Özür Diler. İlk baskısı var elimde. Yapı Kredi’den çıkmış olan enine geniş kitaplardan. Özel bir yazı biçemiyle tasarlanmış. Murat’la Esra hediye etmişler kitabı bana. İkisini de çok özlüyorum bazen. Eskilerden çevremde dost diye kim kaldı acaba? Düşünüyor muyum hiç?

“ben buruşuk ipek mendil kaldım”.
Çekmece Meleği, Karo Valesinin İntikamı, Sarı Saman Defter, Sacrifice… Ne kadar da güzel. Eski dostlarımı, geçmişimi özlediğimde onlara bakacağım. Belki de geçmişten bir tek onları özleyeceğim…

27 Şubat
Bütün gün Leman Sam dinledim. Ayrılığa Dayanamam, Memet, Kavak Yelleri. Hüzünlü şarkılarda gülümseyen bir sesi var Sam’ın. Hüznü buruk bir gülümsemeyle karşılamak, bilge bir nefes, güngörmüş bir bakış… Onu en son geçen yaz açıkhavada izlemiştim. Rüzgarda…28 Şubat
Süreyya Berfe’nin Aralık 2001’de Adam Yayınları’nca basılan ve Behçet Necatigil şiir ödülünü alan Nabiga adlı kitabından bir şiir:

HİÇBİR

yazı hiçbir kağıda yakışmıyor (hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor)
hiçbir harf yazacaklarımıza. (hiçbir zarf üçbeş satıra)
Ne zaman yanyanayız, işte o zaman (ne zaman yanyanayız işte o zaman)
Doyamıyoruz kalplerimizin bilmek isteyen sorularına. (doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna.)

Anlarım, senin beni düşünen dilinden (anlarım sedir ağacının dilinden)
yaşça küçük, bence büyük birinin ruhundan da.( ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da)
Hiç unuturmuyum ilk kez “Sen” deyişini (hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi)
Altüst olmuştu kıyıları denizin, bana bakan sendin (o öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla.)

Hepsini biliyorum, her şey aklımda (hepsini biliyorum, hepsi aklımda)
Hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi (hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi havada.)
gözümün önünde, senin gibi, burada.
İkimiz de acemiyiz, haberimiz yok hasretten hâlâ.

Bilenler anımsayacaktır. Parantez içlerindeki dizeler Edip Cansever’in Hiçbir Pul Hiçbir Zarfa Yakışmıyor şiirindendir. Neredeyse birbirinin aynı dizelerden kurulmuş Hiçbir adlı şiir. Edip Cansever’i anıştıran hiçbir şey de yok. Ya da bir ithaf. En azından üçüncü, dokuzuncu ve onuncu dizeler italik olmalıydı diye düşünüyor insan. Ya da kimse şiirin bahsi geçen Cansever şiirine bu denli benzediğini farketmedi. Kendimde de buna rastlıyorum bazen. İlk kez benim bulduğum bir cümleyi başkasının daha önce yazdığını fark etmek.
Edebiyatta esinlenme, etkilenme nedir. Bunu düşündüm.

1 comment for “Dünebakanlar 2

  1. atalet
    Mayıs 11, 2012 at 11:36 am

    müzikte sekiz ölçü imiş.. edebiyatta.. gerçekten nedir .. ne değildir.. murat gülsoyun ilginç bir değerlendirmesini okumuştum.. sabitfikir’de.. “bilmeden çalmak”tı başlığı..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir