Dünya Evi, nisanda!

Fethiye’de gittikçe unutulan bir yaz akşamında huzur. Aylası kelimelerin. O nefis Bedri Rahmi Pasajları; öyle yerler yok ama olsun, yine de o pasajları… Alev alev yanan yaralı geyik bakışları. Sarhoş gururları. Sana emanet ettiğim nefes. İnce bilekler… Tevfik Fikret’in penceresinden görünen deniz. Kurdun postunda kurumuş kan; ağır Şaman, ağır Şaman, ağır Şaman… Bazen gemi olan halı püskülleri. İyi yürekli babaların çökkün yüzleri. Görevli olduğum geceler. Seni çarpan lodos, beni çarpan sesin. Bahar geliyor Nar! Nâzım’ın kızıl atkısı. Köylere el vermiş felç. Bahariye’de Opera Pasajı. Sökülüyor göçüm Karacaoğlan… Bakırköy’deki TCDD lokalinin trenleri gören gurbet bahçesi. İkimiz ki nice zaman; görmedim ömrümde böyle savaşlar. Tunalı Hilmi’de, barındaki papyonlu garsonla, otuzlardan kalmış o otel. Nilüfer’i seviyorum ama Hümeyra daha güzel… Bıyıklarım vardı eskiden. Deniz kabuklarından orkestralar. Kaderini zara emanet eden pul; caza da benziyor rengârenk. Yaş kırk; kendinden bile pek bir şey anlamayanlar. Erken saatlerde bir ilkokulda hademeymiş imbat. Adana’da bir sabah duman altı kebapçılar. Çince dövmelerle küpeler. Terk edilmiş, hayalet benzin istasyonları; kadın bacakları ve yaşlı terziler. Avlular, çardaklar, kiliseler. Yazmalar ki pek içten. Barikatlar var ama, dikkat barikatlar! Bir gün kazanacağız sevgilim ve asılacak bütün çamaşırlar ve o çok sevdiğim kırmızı taçlı salon çiçekleri. Anneler düştüğünü hatırlar babaların, çocuklar güzelliğini. Eş dost dünya evi. Eş dost, dünya evi…

Nisan 2019’da pek çok kitabevinde…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir