Emre Aköz’e Açık Mektup

Sevgili Emre Aköz,

Pardon, sevgisiz diyecektim. Zira kötülüğünüz artık yüzünüzden akıyor, bir şeyleri sevebileceğinize inanmıyorum. Gerçi sorun yok, ben de sizden hazzetmem zaten, adınızı anmak istemem fakat son günlerde öyle şeyler yazdınız ki düşünmek zorunda kaldım. Öfkeli sayılmam ama yazılarınızı okurken insanlığımdan utandım. Türkiye’de yaşamanın bedeli size katlanmak mı olmalı, suçumuz ne?
Ne kadar kötü olduğunuzu başkalarına duyurmak için yazmak istedim… Gerçi en büyük teselliniz gazetemizin ‘az’ satması ama ne yapalım, az bir kalabalığız henüz. Apartman girişlerine bedava dağıtım yapmayı gazetecilik sananlar gocunsun. Hem bakın, okuyorsunuz yazımı, sorun yok!
Baştan söyleyeyim. Dilinize pelesenk etmişsiniz, tüm solcuları Kemalist sanıyorsunuz; değilim. Ulusalcı da değilim! Ulusla, milletle yıllardır ilgilenmiyorum. Sovyetlerde bile çöktü sosyalizm diyeceksiniz… Olsun, sosyalistim. Evi her çöken sokakta mı yatıyor? Hem bu dünya bunca kötüyse sosyalizm yüzünden değil, sizin düzeninizden. Şu yaşanası yerde her gün 600 milyon kişi aç uyanıyorsa bunu yaratan kapitalizmdir…
Bakınız, sizin üniversite sandığınız şey, hani yedi yılda kuruldu falan diyerek hükümetinizin sözcülüğünü yaptığınız var ya; ‘yüksek lise’ onların çoğu. Üstelik bazıları da; biliyorum özelleştirmeden tiksindiğim için titreme tutacak sizi ama özeldir, özel. Ahmet Üniversitesi, Osman Üniversitesi gibi, plaza odalarından ibaret sınıflarıyla pahalı ve boktan okullar… Beyinsiz çocuğu işletme okusun da şirketin başına geçsin diye okul kuran adamları seversiniz fakat bu okullarda çok para alıyorlar be Emre Bey!
Çünkü kapitalizmde her şey kâr içindir, doğası budur. Dere, kitap, insan, o insanın hastalığı bile kâr içindir. Kaldı ki devlet okulu dediğiniz okullar bile kâr isteğiyle kimi arkadaşlarımızın bütçesini aşıyor çok zaman. Ücretsiz eğitim istiyoruz! Siz ulusal bir gazetede yüzünüz kızarmadan köşe yazarı sıfatıyla yazabiliyorsanız biz niye en doğal hakkımızı istemeyelim! Bakın ‘ücretsiz’ dedim, ne yapalım. Kelime olarak bile dokunuyor değil mi ‘ücretsiz’; herhangi bir şeyin bedavalığına dair talep bile delirtiyor sizi.
Ben vatandaşım, onlar da devlet Emre Bey. Varlığını bana borçlu onlar. Beni okutmak zorundalar. Asgari şartlarda yaşam hakkımı garanti etmeliler. Buna sosyal devlet diyoruz! Sosyal falan dedim, sizi üzeceğim ama ne yapalım? Sosyal, Latince ‘sociare’den geliyor; ortaklık. Yok yok, ortaktan kastım komün değil henüz! ‘Social’ da topluma ait demek. Sosyologsunuz, bilirsiniz…
Yoksullarımız var Emre Bey. Onları düşünüyoruz. Zengin değiliz, arkamızı yaslayacağımız yerler yok. Babam, siz sıcak koltuğunuzda otururken, 50 yaşında, ayazda, soğukta, motor tamir edip de eve ekmek getirmek için araba altlarında yaşlandı da öldü benim; umurunuzda mı? Üstelik o da senin kadar vergi verdi, o da senin kadar emek harcadı, o da senin kadar çalıştı… Pardon, “sen” dedim! Siz, benim ‘sen’im olabilecek adam mısınız!
Yoksullar, sizin alkışlayıp durduğunuz ülkenizde güvencesiz biliyor musunuz? Çoğu, “başıma bir iş gelse ne yaparım” diye bile düşünemiyor. Parasızlık, güvensizliktir. Eğitim, sağlık falan bu yüzden ücretsiz olmalı işte! Hem benim daha da güzel hayallerim var; su da parasız olmalı! Görmüyorsunuz diye yok sandığınız yoksullar üretiyor yaşadığınız hayatı! Tamam, başbakanınız büyük ekonomi falan diyor, siz de esriksiniz, etkileniyorsunuz; lakin sofralarımız küçülüyor Emre Bey…
Elinizde çok olanı bir kez de az olanla paylaşın, incileriniz dökülmez. ‘Açlık Çoğunluktadır’ Emre Aköz. Seçimler falan yaklaşıyor, öğrenciler hep ‘bilinmeyen’, ‘patolojik’ ideolojilere sahip, Egemen Bey’in ceketi falan kirlendi fakat siz nasıl da korkuyorsunuz bizden. Turgut Uyar’ı bilirsiniz. Onun ‘Açlık Çoğunluktadır’ diye nefis bir şiiri vardır: “Acıyı ve ölümleri bırak / Oy pusulalarını ve seçimleri bırak / Evet / Seçimleri özellikle bırak / Çünkü açlık çoğunluktadır.”
Mektubuma bu kindar duygularla son verirken akşam pazarına çıkmanızı rica edeceğim, sizin oralarda var mı? Oradaki yoksulları şöyle bir izleseniz, çürük mallar için bile pazarlık edenleri. Trafik sıkışınca her Türk gibi burnunuzu karıştıracağına etrafınıza baksanız. Otobüslerin akşam kalabalığında, çiğ ışıkların altında duran yorgun, bezgin insanlar var… Sizin o özgürlükçü düzeniniz yüzünden onlar yılda 15 gün tatil için, yılın 350 günü it gibi çalışarak çürüyor… Bunu hiç düşündünüz mü? Deneyin? Belki bizi de o gerzek ödeme planlarınızdan kurtarır normal hayata dönersiniz.

26 Aralık 2010
BirGün Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir