Engin Ardıç, Zizek ve Birkaç Can Kitap


O kitabı Beyazıt’ta bir sahafta bulmuştum: Komünizmle Mücadele Teknikleri. İçeriğinden bahseden uzunca bir yazım daha önce Varlık’ta yayımlandı. Yeniden bahsetmeyeceğim. Fakat komünizmden bahsedebiliriz; nasılsa artık serbest, öyle değil mi?
Marx’ın deyimiyle Avrupa’nın üzerinde gezen ve her geçen gün daha da güçlenen o hayaleti Nihal Atsız, 12 Mart 1934’te, Orhun’un beşinci sayısında tanımlamış: “Komünist, vicdanını yahudi Marx’a satmış olan vatansız serseri demektir. Amele diktatörlüğünün kurulduğu yerde cennete varılmış olduğunu zanneder. O, bazen bu zannında samimi olan bir aptaldır. Bazen de samimi değildir, aldatmak için böyle söyler. O zaman da kalleştir. Komünist, dünyada patronla işçi arasındaki hukuk musavatsızlığını halletmek için ortaya atıldığını söyler. Bunun için de ilk yaptığı iş dinleri, milliyetleri, vatanları inkâr etmektir.”
Devamında da sıvıyor Atsız: “Komünistlerin bir kısmı züğürtlerdir. Başkalarıyla musavi olmak için başka çıkar yol göremedikleri için bu dipsiz yola dalmışlardır. Bir kısmı da cinsi hayatlarında ihtibas yapa yapa tereddi etmiş aşağılıklardır. Komünist cemiyette kolayca kadın bulabilmek düşüncesi onları bu yola atmıştır. Bir kısmı, komünist merkezlerinden para ve rütbe alan kabadayılardır. Bir kısmı da budalalardır. Bilmeden, anlamadan, görmeden bu işe girişmişlerdir. Fakat her ne olursa olsun komünist vatan hainidir.”
Aragon, Neruda, Picasso, Nazım, Ritsos, Gorki, Şolohov; daha sayalım mı? Demek ki cinsi hayatlarında da ihtibas yapa yapa tereddi etmiş bu güzel insanlar (cinsel yönden bastırılarak yozlaşmış demeye getiriyor sanırım, Türkçü ama Türkçe konuşamıyor!), hayatı boyunca çalışan insanların yüzde %99’unun, çocuğuna niçin bir servet değil de çöp bile bırakamadığını, Atsız yerine düşünmüş oldukları için serseri herhalde.

Oysa “Uluslararası Bestseller” diye satılmaksızın son 161 yılın en çok okunan kitaplarından olan Komünist Manifesto, hayatı boyunca çalışan o insanlar için yazılmıştır. Metrobüse zam geldiğinde, duraktaki gişenin yanında, “ücretsiz geçiş, yürüyün arkadaşlar,” diye bağıranların yanına koşarak gidenlere… Üstelik Manifesto, Engels’in yazdığına göre 1887’de bir Ermeni entelektüeli tarafından Ermenice’ye çevrilmiş ve İstanbul’da bir kitapçıya verilmiş; metnin Can Yayınları basımının girişinde de Celal Üster buna değinmiştir.

Marduk’a önsöz yazan Engin Ardıç’a göre, naftalin kokulu ve sözde bilimsel yanılgılarla dolu o Engels, İstanbul’u da az biraz komünist görmüş demek… Fakat Engin Ardıç böyledir, beğenmediği ve korktuğu her şeye bok atar. Oysa çokça Attila İlhan üslubuyla yazılmış eski kitaplarında, kaybettiği insan ve çocuk yanını bulursunuz: Her şeyi gençliğinde bırakmıştır. Dünyanın değişeceğine dair duyduğu özlemi bile. O, Paris’e gidip rahat rahat şarabını içsindir de gerisi boştur. Bunun için şıracı Akp’nin bozacılığı bile yapılır, komünist de nedir ki ona göre, Kadın Suretleri’ni yazdığı yıllardan önce, Kemal Tahir ile Oğuz Atay’ı çok severken okuduğu iki bölüm Politzer, üç chapter Beer, sekiz sayfa Kuusinen, dört paragraf Cafiero. O kadarla olmuyor işte! Baştan başlamak gerekir, çünkü zamanla kirlenirsin. Hele onun bulunduğu sularda… En baştan, 16 – 17 yaşından başlamak gerekir, plazalara sığmaz!
Yordam Kitap kafasını bu konuda yoranlara armağan niteliğinde kitaplar sunuyor: Marxizm Nedir (Emile Burns), Diyalektik Materyalizme Giriş (August THALHEIMER), Özel Basım Komünist Manifesto (geçen yıl yayımlanmıştı, bu yıl da çizgi versiyonu yayımlandı), Kapital Manga (çizgi severler için bu da büyük hizmet!) Bu tür metinleri okumaya zorlanan insanlar için hepsi de. Kolay, temiz bir çeviriyle çatılmış, sıkıntısız metinler. Bir oturuşluk.

Pek öyle bir oturuşluk olmayan iki nefis kitaptan da bahsetmek gerekiyor. İletişim Yayınları’ndan Fikret Şenses’in derleyip yayıma hazırladığı Neoliberal Küreselleşme ve
Kalkınma ve Arif Dirlik’in Kriz, Kimlik ve Siyaset.
Manifesto’dan başladıydık; bu metnin meşhur önsözleri vardır. Engels ile başlayan bu önsöz yazma işi, Zizek’e kadar uzanır. Engin Ardıç’ın, köşesinden çorbacı diye seslendiği Zizek, Manifesto’nun 150. yılının önsözünü yazan düşünür. Ardıç’ın Zizekseverler için yazdıkları, Atsız’ın bizimkiler için yazdıklarıyla nasıl eş. Hepsi aynı soydan: “Türkiye’deki ‘Amerikan çocukları’ arasında da hayranları vardır… Liberalizm ile Marxizm arasında kafası fena halde karışmış, iki arada bir derede sıkışmış bir arkadaş bu. Tipik bir ‘geçiş dönemi aydını’… Bizim ‘üç gün komünizm, iki gün liberalizm, beş gün Kemalizm, sonra dönüp iki gün penis, üç gün vajina’ takılan oğlanlarımız nezdinde rağbet görmesi doğal. Zizek’in de onlar gibi cinsel sorunları var mı, bilmiyorum.”
Baksanıza, kuduruyorlar!

 

BirGün Kitap Eki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir