Gelgelelim -34 (Samed Karagöz özel..)

***

1850’lerde yazılan Louis Bonaparte’in 18. Brumaire’inde, güncel olayları tarihsel materyalist bakış açısıyla analiz eden Marx, 3. Napolyon’un gerçekleştirdiği darbeyi, amcası Napolyon Bonaparte’ın önceden gerçekleştirdiği darbeyle kıyaslarken daha ilk cümlede şunu der: “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.” O halde ben de iki örnek vereceğim. İlki kırklardan ve gerçekten trajik. O vakitler Beyazıt Camii’nin, günümüzde otobüs duraklarının bulunduğu caddeye bakan tarafında, meşhur bir açık hava kahvesi var, ismi Küllük. Burası devrin bütün şair ve yazarlarının uğrak yeri. Seksen darbesi öncesinde de mekâna ülkücüler takılmaktadır. Burada o devrin şairi-yazarı, Abidin Dino eşliğinde, adına Alâettin Hakgüder derler bir beyin finansörlüğünde Küllük dergisini çıkarır. Yalçın Küçük, dört ciltlik mükemmel serisi Aydın Üzerine Tezler’de Hakgüder’i, Hasan İzzettin Dinamo’nun anılarından derleyerek yazmış, bize de tanımak düşer: “Alâettin, Beyazıt’ta bir üniversite yurdu işletiyordu. Üniversiteliler, orada hem yatıp kalkıyor, hem de yemek yiyorlardı. Alâettin Hakgüder hukuk mezunuydu. Şimdilik, bu işle ekmek parasını çıkarıyor, üniversite ortamına yakın bulunarak bir gün üniversite öğretim üyelerine arasına karışmak istiyordu.” Üniversite yakınında lokanta ve yurt işleterek akademiye girmeyi denemek, CERN yakınlarında bulunan esnafın, günü gelip atomu parçalamaya çalışması gibi bir şey olmalı. Üstelik Salâh Birsel, Sabahattin Kudret Aksal gibi isimler de hep bu adamın yurdunda kalıyor. Abidin Nesimi de TKP’de Anılar ve Değerlendirmeler 1909 – 1949 adlı kitabında Hakgüder’i anarken, karaborsacılık yaptığının da söylendiğini belirtiyor. Sıkı adammış demek! Ayrıca Hakgüder, bir ara polis okulunda atış dersleri de vermiş… Hukuk mezunu olmakla birlikte hukuk dışında her iş var anlayacağınız! Abidin Nesimi, bu beyin siyasi polisle ilişkisi olduğu inancında; iyi ki sonunda birisi farkına varabiliyor. Öğrencilerin takıldığı bir yurt ve lokanta işleten, karaborsacılık yapan, polis okulunda ders veren biri tabii ki siyasi polisle temasta olacak! Bu adamın parasıyla çıkan dergi nasıl bağımsız kalır sorusu da yedekte bulunsun… Trajedi işte! Bu birinci örnekti. Şimdi, Marx’a göre bu durumun ikinci tekrarı komedi olacak. Buyurun yazıyorum: Bir zamanlar sanat hayatımızda tam olarak ne iş yaptığı bir türlü belli olamayan, her yanından sahtelik akan Samed Karagöz adlı biri vardı. 1999 – 2003 yılları arasında Moldova’da Rus Dili ve Edebiyatı okumuş, oradan döndükten sonra çeviri yapmış. Şule Yayınları basmış çevirilerini. Sonra sol cilalı sağcıların çok sevdiği Afili Filintalar şeysinde zamanında yazmış. Derken eski Yeni Şafak yazarı,  memleket romanını değiştiren ekol Murat Menteş itelemiş, birlikte Klark diye bir televizyon programı yapmışlar. Hatta Sırrı Süreyya bile katılmış bu Klark’a. Sırrı abi zaten bir aralar çok içli dışlıydı bu tayfayla. Sonrasında bay Karagöz, Radikal Kitap’ta kitap eleştirmiş ya da tanıtmış falan, ne hoş, eğri yükseliyor. Bunca delicesine iş yaptıktan sonra neden olmasın, Haber Türk’te kültür sanat editörü oluvermiş. Gezi İsyanı gelip çatınca, Karagöz Haber Türk’ün plaza camları arkasına saklanarak fotoğraf çekip “misafirlerimiz geldi” diye Tweet’ler atmış deniyor Ekşi Sözlük’te, görmediğime kolayca inanmam. Herhalde bu Tweet’leri yok ettikten sonra da neden orada olduğunu pek anlaşılmayan kişiler kalabalığıyla ortaya karışık çıkan Ot dergisinde yazarlık yapıyor, derginin sitesinde halen adı ve fotoğrafı var. Nihayet gelinen yer: 360 derece döndükten sonra Ethem Sancak’a ayrılarak SKY360 adını alan kanalda haber müdürlüğü. İnternette düzeltmen, eleştirmen, editör olduğu yazıyor, gazetecilik öğrenimi yok,  gelgelelim öğrenime ne gerek var, yeni Türkiye’de sığır bile gazetecilik yapar! İşte bu da ikinci olay. Sonuç: Yukarıdaki Hakgüder’e bunca benzeyen Karagöz, 25 Temmuz 2014’te, başbakanının cumhurbaşkanı olabilmesi için erkenden açtığı yüksek hızlı tren şeysinin teli kopup da yolda kalmasını Gezicilere bağladı, gören, duyan olmuştur belki. Karagöz kim ki dedikleri bunca yazmaya değsin demeyin, ana akım medyada bir kanalın haber müdürü bu arkadaş. Üstelik müdür olunca gözlük takıp sakal bırakan, ishal olsa sebebini Gezi’den bilecek bir müdür belli ki…

7374

Gelgelelim Karagöz de muhalif edebiyat ortamımızın büyük parçası ki zamanında Ot dergisinden Radikal’e dek sol diyebileceğimiz her yerde, bir şey söylemeyen bir sürü yazısı yayınlamış. Ne diyordu Marx, ikincisi komedi işte. Sol cilalı böylesi İslamcılar, Marx’ın örneğinde çoğunluk ikinci cümleye denk düşer. Ama bu arkadaşların cilasızı da farklı değildir. Sevdiğim şair İbrahim Tenekeci, Yeni Şafak’taki İnsanlar ve Yahudiler başlıklı yazısında Nurettin Topçu abilerinin Ahlak Nizamı adlı kitabından alıntılıyor: “Esasen insanoğlunun iki düşmanı, iki şeytanı vardır: Para ve Yahudi. Yahudi paraya, para Yahudi’ye tapar.” Tarih 1940 değil, yer Almanya değil. Küllük Kahvesi belki, altmışlardayız, Topçu ile Hakgüder arkadaş mıydı bilinmez ama başladığımız yere dönüyoruz. Birincisi trajedi, gerisi yeni Türkiye komedisi…

***

Bilimle ilgili kişiye Latince doceo fiilinden türeyen doctus – doctor denir yani öğrenmiş kişi. Doçent, doktrin; hep aynı kök. Yani sıklıkla kullandığımız doktor, aslında hekim anlamı içermiyor. Bilimsel kavrayışı, ineğin üzerinde Allah yazıyor düzeyinde olan ülkelerde doktor hep hastane doktoru!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir