Gelgelelim -36

***

armine

Yeni Türkiye’deki tuhaf yaşantımız, çeşitli reklam afişleri sayesinde gün günden daha da tuhaflaşıyor. Malum kanallarda adına sıkça rastlayacağınız bir markanın (yazı boyunca kendisine X diyorum), birçok yerde, billboard’larda görebileceğiniz son ilanından bahsedeceğim.

İtalyan markası Armani’den esinlenilmiş X’in internet sitesinde, Yahudi besteci Avishai Cohen’in Morenika’sı çalardı eskiden; bir süredir sessizlik hâkim. Kendi meşreplerince hata yaptıklarını fark ettiler herhalde. Gerçi ne gam! X köken itibarıyla İbranice. Üstelik Ermenicede de bir kadın ismi, hatta aynı kökten Armen diye de erkek ismi türetiliyor. Zaten X’in kökünden gelen kelimelerden biri de Farsça Ermeni anlamına gelmekte. Bu arada markayı satışa hazırlayan kurumun adının Kur’an’dan bir sure olması da sentezi geliştiriyor!

İlana geçtim. Her ikisi de “kapalı” hoş iki hanım ve üstü “açık”, pembe bir spor araba görülüyor. Pembe, kırmızı ve beyaz karışımıdır: Ateş ve masumiyet. Aşkın rengidir. “Pembe hayaller” diye bir klişe vardır. Ayrıca pembe, satın alma dürtüsünü tetikler. Farsçası panbe yani pamuk; kızların beyaz tenli oluşuyla ilinti kur. Toplumsal genetiğimize işlemiş kızlar pembe, erkekler mavi kodlaması sonra. Hadi verileri tesettürle birleştir: Kapalı kızlar pek pembe giyemeyeceklerine göre aracın açık ve pembe olması normal.

Günümüzde gitgide kapanma anlamına gelmeye başlayan tesettür, Allah’ın settar sıfatından gelir. Settar, İslam tanrısının her şeyi örten özelliğine atıftır; O’nun “örtüneni” sevdiğini biliyoruz, “kapananı” değil. Kaldı ki erkekler neden kapanmıyor sorusu da kafa karıştırır, ortada bir tahrik edilme tehlikesi varsa kadınlar da erkeklerden tahrik olabilir. Gerçi din, bu çelişkiyi de fıtrat kurumuyla çözmekte. O sinekten böcüden bile tahrik olma durumu erkeğin fıtratında var deniyor, kadında yok demek.

Pembeden yürüyorum: Naziler, toplama kamplarında Yahudileri sarı Davut yıldızıyla, çingeneleri siyah üçgenle, eşcinselleri pembe üçgenle etiketliyordu. Eşcinsel argosunda pembe sıklıkla yer alır. Ordu, işe yaramayacaklarını düşünerek gay’lere pembe tezkere verir. Devlete göre gay’ler savaşamaz, savaş kelimesi bile erkek adı, hiç Sevgi diye erkek gördünüz mü?

Eskiden argoda bin liralık kâğıt paraya pembe denirmiş, şimdi iki yüzlükler de pembe ama argosuz. Fakat X markasının ürünlerini almak için pembelik şart, zira biraz pahalı. Sanırım X’in sahipleri pahalı giyinmenin, kapalı – açık fark etmiyor, her kadının hakkı olduğunu düşünmüş. O yüzden olacak, X’in daha önceki reklam sloganlarından biri de “giyinmek güzeldir.” İnsanın “siz bir de soyunmayı görseniz” diyesi gelir. Markanın kullandığı sloganlardan biri de “waiting for the sun” güneşi beklerken; durup düşün: İstanbul, ağaçlar kesilip gökdelenler dikileli beri daha nemli, rüzgârsız bir yer oldu, bu kızlarınki gibi kapalı kıyafetlerle güneş altında durulmaz, ter içinde kalır insan. Üstelik kızların elbiselerinin tümden siyah olduğuna dikkat edelim, güneşte kalmamaları kendileri için daha hayırlı olacaktır.

Peki bu kızların ellerindeki eldivenler? Benim bildiğim, ekonomik anlamda orta sınıf ve altındaki vatandaşlar, tesettürlerinde eldiven kullanmıyor. Demek ki “kapanma” da bünyesinde sınıf çelişkisi barındırıyor. Eldivenler, bana Necip Fazıl’ın bay ve bey hitabındaki farkı tartıştığı “bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey, / benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;” dizelerini çok sevdiğim;“ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; / bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap” diye bitirdiği şiirini hatırlattı. İnkılapların, aydınlanmanın, bir hitap ya da “şapka – eldiven” ikilisine indirgendiği yerlerde, o eldiven dönüp dolaşıp sonunda tesettürün siyahlığında yer alıyor. Bu arada Fazıl ve arkadaşları, giderken olduğu gibi fes geldiğinde de mızmızlanmıştır. Onlara boşuna gerici demiyoruz. Fesi getiren 2. Mahmud’a gavur derken, yasaklayana da bu şiir marifetiyle maymun denilmiştir.

İlana döndüm. Üstü açık arabadaki kızların duruşları tez konusu. Memleketin sosyoloğu reklam yazarı olmaya heves ettiğinden sosyolojik tespit yapmak da edebiyatçıya kalıyor. Şoför mahallindeki kızın yola hiç bakmıyor olması arabanın henüz çalışmadığını ya da kırmızı ışıkta durduklarını düşündürsün hadi. Ama bu kızcağız önüne bile bakmıyor; sadece sol yanına dikkat kesilmiş durumda. Üstelik diğer arkadaş da dışarıyla ilgilenmekte, sağına dönmüş. Dışa dönükler. Bunca içsel, kapalı bir yaşayış tarzına rağmen dışarıdan gelecek her etkiye hazırlar. Ayrıca birbirlerini umursamıyorlar. Nasıl olsa artık iktidardalar. Ne kadar kapalı da olsa, iktidar insanı arsızlaştırır, ahlaksızlaştırır diye mi?

***

 

Varlık Dergisi, 1 Haziran 1952 tarihinde, Memduh Şevket Esendal ile söyleşmiş. Aslında çok da iyi bir yazar olmadığını, düz bir yazar olduğunu anlatıyor Esendal, çok iyi bir yazar olarak: “Efendim, o benim marifetsizliğimden… Edebiyatı bilmediğimden… Bilsem, öyle düpedüz yazar mıyım hiç? Köylü, bir şeyi söylerken dikine, olduğu gibi söyler… Nedeni süslemesini bilmez, benzetmesini bilmez, anlatmasını bilmez de ondan… Marifetli insanlar öyle yapmazlar. Sözlerine, yazılarına marifetlerini sokarlar, hünerlerini gösterirler… Meselâ bir şey anlatıyorlar değil mi, bu, derler, müsellese benziyordu. Hayır, aslında o anlattıkları müsellesle benzemez, benzemiyordur. Ama marifetli olanlar böyle derler. Müsellesi bilmezseniz, anlattığınız şeyi müsellese benzetebilir misiniz? Aslını sorarsanız, marifet, hayatın içinde hayata uymayan bir şeydir. Benim dilim kısa… İstediklerimi anlatabilmek güç…”

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir