Gelgelelim -38

***

Kikirik, yer fıstığı (Sırpçası da fıstık) anlamına geldiği gibi kökünde hafifçe gülmek, şakacı anlamları taşıyan kıkır ile de akraba; kelimeler canlı diyorum, inanmıyorsun. Şemsi İnkaya, Woody Allen tarzındaki zayıf, ince, uzun boylu insanlara da kikirik deniyor. Fakat dediğim gibi kikirikliğin bir şartı da olur olmaz gülmek. Bak şu işe ki bir de conkikirik var. Evet, zamanında conkikirik diye bir deyim varmış Türkçede; ne zaman o zaman? Birinci Dünya Savaşı sıraları. Türkiye’nin bir tanecik mizah dergisi olduğu yıllar; derginin adı Karagöz; dört sayfa, her sayıda bir ve dördüncü sayfalarda ikişer karikatür var. Bu Karagöz’ün tipik İngiliz beyefendisi için uydurduğu kelime de conkikirik oluyor. Daima zayıf, ince, uzun boylu bir eleman düşün ama İngiliz olacak. Bu durumda tanımlamanın con kısmı İngiliz’i temsil ediyor herhalde. Reşad Ekrem, “harb sonrasında bu conkikirik kelimesi unutuldu,” diyor. Dil sadece kullanılan kelimeler değil zaten. İngiliz’i simgeleyen con da tam unutulmamış olabilir.  Zira con, İngilizcede üçkâğıda getirmek, dolandırmak, kafeslemek demek. İngiliz’den yıllar sonra memlekete Amerikan gemisi dayandığında con da coni’ye dönmüş. Kelimenin olumsuz bağlamda kullanıldığı aşikâr. Fakat katil ABD’nin askeri kimileri tarafından da sevilmiştir, milli irade denen şeyin ABD aşkı başkadır.

Coni ile dostluğumuz 5 Nisan 1946’da başlar. 1944 Kasım’ında ölen büyükelçimiz Münir Ertegün’ün cenazesini getirme bahanesiyle katil ABD’nin zırhlısı İstanbul limanına yanaşır. Bu yanaşmayı kimileri heyecanla karşılar. Tekel hemen elli sigaralık özel paket üretir. Hereke fabrikası on sekiz adet özel halı yapar. Sahildeki evler boyatılır, katil “şerefine” pul basılır ve Dolmabahçe Sarayı’nın hemen yanındaki Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi’nin minareleri arasına welcome yazılı mahya asılır. Mahyadan ne olacak; 23 yıl sonra, 16 Şubat 1969’da 6. Filo İstanbul’a geldiğinde geminin karşısında namaz kılanlar olmuştur. Diyeceksin ki o bölgede kıble zaten denize doğrudur. Ama geminin önündeki namaz kılma görüntüsü de azımsanmayacak kadar trajik.

6. Filo’nun gelişine yakın devrimci tepki artarken birileri de provokasyon için işbaşındadır. Kim? Tanıyorsun: Milli Türk Talebe Birliği, İlim Yayma Cemiyeti (zaten bir ilim, bir de sürdürülebilirlik görürsen kaç, kesin bir iş vardır); ayaktadır. Frenk ekolünün kalpaklı İslamcısı Mehmet Şevket Eygi, Bugün Gazetesi’nde köpürmekte. Derken bir gizli komite kurulur; kırk kişilik inzibat birliği; tanıdık bir isim de buradadır: Eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Gül, o sıralar iktisat fakültesinden arkadaşı Azmi Ateş ile ekibe girmiştir (Azmi bey daha sonra milletvekilliği yapacaktır). Bunlar yeni bilgiler değil, Erol Bilbilik’in Amerikanperestler kitabında var hepsi.

Nihayet 6. Filo’nun geldiği 16 Şubat günü ortalık karışır: Kanlı Pazar. Tarihte birkaç tane böyle kanlı pazar var. 22 Ocak 1905 – Ekim Devrimi’ne az kalmıştır; 30 Ocak 1972 – İngiliz ordusu, IRA çatışması (U2’nun güzelim şarkısı Sunday Bloody Sunday), bahsettiğim 16 Şubat 1969 ve 1 Mayıs 1977.

konuksever4

Gün biterken Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç adlı iki devrimci öldürülmüştür. İlk Kanlı Pazarımızın büyük provokatörü Eygi’ye, 8 Mart 1969 günü, Cidde’den “München Commerzbank a.g.jurnalist Mehmet Şevket Eygi. Konte No: 86473/4936” künyeli 350.000 dolar yatırılır. Bunu Cengiz Özakıncı araştırarak ödemeyi dekontuyla birlikte ortaya koymuş[1], Eygi’de daha sonra iddiaları cevaplamış[2]. Kırklar komitesindeki birçok kişinin de zaman içinde yüksek mevkilere gelerek ödüllendirildiğini söylemek gereksiz.

O gün yaşananları, yönetmen ve sinema yazarı Ahmet Soner de filme çekmiştir. Teodorakis’in Costa Gavras’ın Z’si için yaptığı müziklerle akıp giden bu filmin bir kopyasına 12 Mart 1971 darbesinde el konmuş, diğer kopya daha önce yurtdışına çıkarılarak Avrupa’da birçok yerde gösterilmiştir. Olaylardan sonra Demirel, “bunlar hür memleketlerin işaretleridir” buyurmuştur. Eygi’den yapacağım şu alıntı da bence epeyce conkikiriklik içerir diye düşünüyorum: “Büyük fırtına patlamak üzeredir, Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekûn savaş kaçınılmaz hale gelmiştir… Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf olamazsın. ben namazımı kılar, tespihimi çekerim… etliye, sütlüye karışmam deyip de kendine zulmedenlerden olma, gözünü aç, bak!.. onlarda taş, sopa, demir, Molotof kokteyli mi var? biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz… cihat eden zelil olmaz. sağ kalırsa gazi olur, canını verirse şehitlik şerefini kazanır.”

 

Not: Eygi’yi anlata anlata bitiremezsin. Bugün’deki yazılarından birini de katil ABD için yazmıştır, geçeyim bir kuple: “Amerika Allah’a inanıyor, dini var, Amerika’da İslamiyeti yayabilmek hürriyeti var. Amerika inançlarımıza hürmet ediyor. Amerika ehvendir, ehafftır, ehli kitaptır.” Kendisini daha iyi tanımak için M. Şahap Tan’ın yazdığı Bugünün Dervişi Mehmet Şevket Eygi (Garanti Matbaası, 1970)’yi okusan olur. Şahap Tan, bu yüzden 20 Mart 1970 gecesi üç yerinden bıçaklanarak yaralanmıştır. Böyle, böyle, böyle işte…

 

***

 

“Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. Ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. ‘İstediğini yaz Selim,’ dedim. ‘Hiçbir korku aklını gölgelemesin.’ ‘Sonunda pişman olursun, usanırsın benden,’ dedi. ‘Zarar yok Selim be,’ dedim. ‘Bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma! Ne olur?’ ‘Peki Süleyman dost’ dedi. Senin için olsun bu şarkılar…” Tutunamayanlar, sayfa 112.

 

 

 


[1] http://www.odatv.com/n.php?n=6.-filoyu-kible-bilip-neden-namaz-kildiniz-1512101200

[2] http://www.milligazete.com.tr/haber/Aksam_Gazetesine_Acik_Mektup/182980

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir