Gelgelelim -41

***

Şiirle ne olur? Hiçbir şey! Şiir sadece aklında kalır. Bir dize, uykulu çapak, huzursuz kıymık, seni uyandırır, yanında biri yatıyorsa öpersin, kimsen yoksa daha çok anlarsın kimsesizliği. Şiir her şeyi çoğaltır, kederi, neşeyi; sen bakma onda anlam yoktur falan diyenlere, yanlış yerlerinden anladıkları kimi Fransızca dizeler yüzündendir; yoksa dilin temel amacı iletişim kurmak, birine bir şey söylemektir, şiir de dille “yapılır”. İçliğinin yakası da kına kına nakış yar / Kurban olam boyuna bu ne biçim bakış yar… Bu bakış, o içlik, o nakıştır aklında kalan. Şiir niçin gazetelerde yer almıyor peki, düşün. Bu kadar önemli şey. Zira ondan kalan boşluğu acı doldurur hep. Şiirsiz gazete ne işe yarar. 41. Gelgelelim’i şiir defterimden parçalarla dolduruyorum.

Letter with pen and glasses 1

Gönül ne gök ne ela ne laciverd arıyor
Ah bu gönül bu gönül, kendine derd arıyor

Nefi

 

Hüma kuşu yükseklerden seslenir
Yar koynunda bir çift suna beslenir
Sen ağlama kirpiklerin ıslanır
Ben ağlayayım belki gönül uslanır.

Türkü

Âh eden kimdir bu saat kuytuda
Sustu bülbüller hıyâbân uykuda
Şimdi ay bir serv-i simindir suda
Esme ey bâd, esme, cânân uykuda

Faruk Nafiz Çamlıbel

Geri geldi Memed’ime
Yolladığım oyuncaklar

Nâzım

Çekemezsin bir yere sineden başka.
Biliyorum günler hep böyle geçecek.
Ne akşamleyin komşu, ne bir akraba,
Ne bir dost karşılıklı içecek.

Turgut Uyar

Uluyol üstüne serdim postumu
Yeni bildim düşmanımı dostumu
Açık koyun mezarımın üstünü
Yar gelip geçtikçe canım dinlensin.

Türkü

Sen benim ağlamamı erkekliğime
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan
Tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Sezai Karakoç

Savrulur aklım başımdan sen esersin her fasıl,
Aşığım bilsen nasıl sevdim nasıl sevdim nasıl…
Perdedir söz, ruhumun esrarı sensin sen asıl,
Aşığım bilsen nasıl sevdim nasıl sevdim nasıl…

Bekir Sıtkı Erdoğan

Ah, şimdi hatıralar mahallesinde,
Misak-ı milli sokak No: 37;
Orası bütün evler, bütün ömür içinde,
Mesut olduğumuz evdi.

Söz birliği etmiş şimdi saksılar, perdeler,
Elektrik lambasıyla değiştirilen fener.
O sokağa ne zaman yolum düşse, bir ses:
Günler geçti, geçti, geçti… der.

Ziya Osman

Falan günün filan saatinde
Bir çocuk görürsünüz resim gibi
Görürsünüz tutar öpersiniz
Bir daha mümkün mü bir daha

Bitti, kaybettiniz

Gülten Akın

Ay doğdu da şafak atmada sandım
Meğer yarin düğmeleri açılmış

Karacaoğlan

Aladır gözlerin siyahtır kaşın
Aradım cihânı bulunmaz eşin
Yaylanın karından beyazdır döşün
Uzanıp üstüne ölesim geldi

Karacaoğlan

Sevdiği bir reçeli gün aşırı yalnız ona
Kaşıklarla beraber büyür bir üzüntü
Yağların şekerlerin çayların
Uykularda bile bitiyorsa
Annelere düşündürdüğü

İnsanlara tezgâhlara kâğıtlara kolaydı
Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı.

Behçet Necatigil

Gençtim ya, ne fark eder deyip geçerdim
Nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
Gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
Ne fark eder demişim
Bilmeden farkı istemişim.

İsmet Özel

bir kül ki boşuna: ben
unutsam, kimse hatırlamaz.

Enis Batur

Ardıçla kestanenin her yıllık macerası
Harap mezarlıklarda ölülerin rüyası
Gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
Anlarsın ölüm yoktur geçen zamandan başka!

Ahmet Hamdi Tanpınar

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
Günler şu heyulâyı da er, geç, silecektir
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?

Mehmet Akif Ersoy

Uzun yaşamışsın derler bana,
Bilmezler seni uzun beklediğimi

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Sonunda sen bir gün gelirsin diye
Çok şeyin adı küçük yazıldı

Cemal Süreya

Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

Cahit Külebi

ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kim bilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül’ünde birader, mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık!

Attilâ İlhan

Karşılıklı otursak da ne zaman..
Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi..
Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye,
Ayak bileklerimizden gerisin geriye,
Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma…
Gereksiz ama yalnızlık böyle..

Edip Cansever

Yeni çekilmiş bir dişin
Yadırganan boşluğu
Dilimin ucunda ismin.
Somunu yitik bir vida
Düştü düşecek yüreğim.
Biran önce gel buraya
Karpuz, kavun yiyelim.

Metin Altıok

Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam

Melih Cevdet Anday

Hazreti Süleyman bütün dilleri biliyor
Kuş dili kurbağa dili
Arıca sıçanca puhuca
Kimi Türk Frenkçeyi anadili gibi biliyor
Kimi Türk Türkçeyi bilmemeyi biliyor
Sen beni biliyorsun
Ben seni

Metin Eloğlu

bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar

Ahmed Arif

onlar niçin böyle çirkin olurlar
bir tek güzel faşist yaşamamıştır

Ergin Günçe

Su, bir senin bardağında en çok su
Bir senin kolların bileziklidir
Bir senin ağzın dudaklı ve sıcak
Bir sen memelisin, ince bellisin
Başkaları gitmiş olur, gidince;
Bir sen yakınsın, uzakta kalınca

Oktay Rifat

Hafız, sence çocuklar çiçeklerin koynunda uyumalıydı değil mi?

Ece Ayhan

Her rind bu bezmin nedir encamı bilir
Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir
Bir bitmeyecek şevk verirken beste
Bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir

Yahya Kemal

Biliyorum
Bir gün bir başka nar ağacının dibinde yine
Bir başka
Çocuklar
Türkiye’yi konuşacaklar.

Behçet Aysan

Zahid sen bu sırra erem mi dersin?
Erenler halından bilem mi dersin?
Mescid hak, meyhane haram mı dersin?
Hak olan mescide meyhane neyler?

Pir Sultan Abdal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir