Gelgelelim -8

***

Allah’ın belası Nabokov. Hakkında önce bu söylenir. Sonra lepidopterist denir, kelebek bilimci. Sinesteziktir; harfleri renklerle duyar; Konuş Hafıza adlı otobiyografisinde yazılı. Nasıl tiptir peki, sesi, yüzü? Bir yazarda bunlar önemli mi, değil tabii ama yazarın harfleri arasında bir ses ve yüz hayal edersiniz, o gerçekte de öyleyse yazar sıradan biri değildir. Onu bir videoda izlediğimde tahminlerim doğru çıkmıştı; tümden kapatılmadan açın YouTube’u, arama bölümüne “Nabokov on different Lolita covers” yazın, siz de izleyin; ünlü kitabı Lolita’nın (ya da Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları’nın) çeşitli ülkelerde yayımlanmış kapaklarıyla kafa buluyor.

İzlerken tanıdık bir kapağa denk gelmiştim. Evdeki, 1962’de Karaca Yayınları tarafından basılan kitap bu. Leylâ Niven çevirmiş. O nefis ilk cümledeki “kasıklarımın ateşi”ni pek sevmemiş Niven, “benliğimin ışığı” yapmış. Çok ahlaklı ülkemiz, ilk kez, Milliyet’te tefrika edilen Karanlıkta Kahkaha aracılığıyla tanışır Nabokov ile, Kasım 1959. Aynı günlerde Lolita da ilk kez yayınlanır. Demek bendeki ikinci baskı. Videoya döneyim, bizim Türk Lolita’ya gülüyor Nabokov, kapağa bakın, kız ve erkek, kitaptakiyle o kadar ilgisiz ki… Gülüyor… Gülsün tabii, Hüseyin Üzmez’i tanımıyor.

Screen shot 2014-01-31 at 08.39.03

***

Alev Alatlı, Aydınlanma Değil Merhamet isimli kitabında şöyle yazar: “Nabokov, romanı önce bir kısa hikâye olarak, Volşebnik (Büyücü) ismiyle 1939’da Paris’te kaleme alıyor. Karşımda duran oğlunun yakışıklı nahoş yüzünün çağrıştırdıklarından birisi de bu tarih: 1939. 1939 Paris’i, büyük ekonomik kriz, İspanya İç Savaşı, İkinci Dünya Savaşı. Hitler Avusturya’yı ilhak ededursun adam Lolita’yı yazıyor – Viyana, Paris’ten bir kol boyu uzakta. Hitler Polonya’yı işgal ededursun, adam Lolita’yı yazıyor – Varşova da Paris’ten bir kol boyu uzakta. Einsatzgruppen derlerdi, mobil ölüm üniteleri kol geziyorlardı. Hitler gezici gaz otobüslerinde bir milyon üç yüz binden fazla Polonya Yahudi’sini o arada boğazlayadursun, adam Lolita’yı yazıyor. Ocakta Barselona Franco’nun faşistlerine düşüyor, şubatta Katalonya, martta Valencia, sonra Madrid… Adam Lolita’yı yazıyor. Yüz bin İspanyol Fransa’ya sığınıyor, adam Lolita’yı yazıyor. Mussolini Arnavutluk’u işgal ediyor, adam Lolita’yı yazıyor. 1997 Fransa basımı komünizmin kara kitabı, Rusya, Asya, Orta Avrupa ve üçüncü dünya komünist rejimlerinde sistematik olarak öldürülen yüz küsur milyon insanı belgeliyor, adam Lolita’yı yazıyor. Dünya umurunda olmayan bir yazar, neden yazar?”

Dünya umurunda olsa yazamayacağından belki! Her ülkede böyle, kimin ne yazması gerektiğine karar verenler bulunur. Lolita, öyle kelime oyunları, şiirsel incelikler, öyle edebi güzelliklerle doludur ki yitirilmiş çocukluğa, hayata, aşka övgüdür. Kahramanının çift kişilikli olduğunu simgelemek için bile yazar ona Humbert Humbert adını verir. Bilerek yapmıştır, kitaptaki bunca zenginliğin içinde kimi gözlerin sadece o üstü çokça örtülü, hiç kimseyi incitmeden yazılmış seks meselesine (konu on dört yaşındaki bir kızsa seksi rahatsızlık yaratmadan yazmak zordur) takılacağını çok iyi bilir. Evet dünya tabii ki bir yazarın umurunda olmalıdır, olması güzeldir ama bir dâhiden bahsediyorsak durum değişebilir. Kendi dünyasına hapsolmuştur dâhi. Senin gördüğün dünyada yaşamıyordur. Bazı şeyler, bazı kişiler için affedilebilir; Céline de bir dönem Nazi hayranıdır ama Céline‎’dir! Nabokov’un Gogol için söylediği şey yürürlüktedir: “Gogol tuhaf bir yaratıktı ama zaten deha denen şey hep tuhaftır!” Kaldı ki 1939’da yazar ve karısı Vera, Berlin’de oturmaktadır. Nabokov, ABD’deki Stanford Üniversitesi’nden Rus edebiyatı okutma önerisi alır. Bu sırada ABD, Almanya’ya karşı savaşa girer. Karısı Vera Yahudi olduğu için aile Avrupa’ya kaçar. Bundan üç hafta sonra Alman bombaları oturdukları daireyi yıkar. Şans eseri, bizimki kelebek koleksiyonunun birazını, kendi keşfettiği kelebekler de dahil Amerika’ya götürebilmiştir. Biliyoruz, Alev hanıma göre ölen bunca insanın yanında bu züppenin kelebeklerinin ne önemi var; eyvallah da herkes her olaydan aynı şekilde etkilenmek, aynı yarayı almak zorunda değildir, her yara görünmeye mecbur da değildir ayrıca. Nabokov Yiğit Bulut’un programına çıksa kusardı, Alatlı çıkabilmiştir. Üstelik bizim adamın da olan biteni izlerken en az Alev hanım kadar yandığını düşünürüm. Lolita, ahlaki riyamızı dile getirdiği gibi bir yandan da tüm totaliter rejimlerin, misal Nazi Almanyası, neden hep cinselliğe saldırdığını iyice açıklar. Ama görene.

kele

 

***

Michael Maar, Two Lolitas adlı kitabında, bizimkinin romanını Heinz Von Lichberg (Heinz Von Eschwege) isimli bir Alman yazarın öyküsünden “çaldığını” iddia eder. Maar’a göre hikâyeler örtüşmektedir. Nabokov’un Volşebnik (Büyücü) adıyla yazdığı ilk Lolita’da, yetişkin bir adam, pansiyoner olarak kaldığı evdeki küçük kıza âşık olur, olaylar kız ölene dek gider. Maar, hırsızlık kanısını Eschwege ile Nabokov’un otuzlarda Berlin’de bulunmuş olması savıyla güçlendirir. Gelgelelim Nabokov öyle delidir ki Ada or Ardor adlı romanında bir eteklik ismi olarak kullandığı lolitayı, Osberg isimli bir yazarın (öyle bir yazar yok ama işte Lichberg var!) The Gitanilla isimli romanındaki küçük Endülüslü çingeneden aldığını söyler. Burada hepsi var http://www.ada.auckland.ac.nz/ada113ann.htm

Ayrıca Lichberg’in Lolita’sı da burada. http://www.arlindo-correia.com/lolita_de.html

Vladimir’de hiçbir şey tesadüf değildir!

***

Alev hanım okudu mu bilmiyorum, İletişim Yayınları, sevgili dostum Yiğit Yavuz’un mükemmel çevirisiyle Nabokov’un Pale Fire’ını (Solgun Ateş adıyla) yayımladı. Romanda Yavuz’un şairce emeği ve çok çalışılmış açıklamalarıyla çevirdiği, 999 dizelik bir şiir de bulunmakta, dünyanın en özgün metinlerindendir. Kitap, en kısasından söyleyeceğim, şair John Francis Shade’in ölmeden önce yazdığı son şiire, Charles Kinbote adlı eleştirmenin düştüğü notlardan oluşuyor. Okuyun. Bu kitap hakkında uzun yazabilmek zor. Yiğit’e bu kitaba verdiği emek için de sonsuz teşekkür ederim, edebiyat olmasa, ellerimiz nasıl uzanır birbirine.

Screen shot 2014-01-31 at 08.47.58

1 comment for “Gelgelelim -8

  1. Mart 20, 2014 at 12:10 pm

    Lolita’yı okumadım ama Solgun Ateş ile Ada ya da Arzu en sevdiğim kitaplardandır. Ada online bağlantısına çok sevindim, teşekkürler. Yakın zamanda her iki kitabı da tekrar okumak istiyordum, bunu sitedeki notları da takip ederek yapacağım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir