Gözetleme Deliği

gozdelik
Uyandı. Her sabah yapar. Evi gezindi önce. Her sabahki gibi. Sanki gece bir insandı, biriydi de gizlice eve girip bir şeyleri değiştirmiş gibi. Fakat alışmış, yıllardır böyle… Korkuyordu geceden. İtiraf edemiyordu korktuğunu. Hele bir de giriş katında oturunca… Odalar ne durumda? Normal. Pencereler? Aynı. Sorun yok. O koca yalvaç buzdolabının gece boyunca horuldayışı ne eziyetti ama! Geçti, sabah artık. Çay suyu koydu. Yalnızlık. Her şey yerli yerindeydi. Yalnızlık, eşyanın zamanda değişmezliği. Her şey aynıydı. Geceden kalmış bulaşıklar. Perdedeki iz. Halıda karga ölüleri gibi duran kirli çoraplar. Hayat aynı. O ara dışarıdan takırtı! Korktu. Kapıya doğru yürüdü. Sessizce. Yılan gibi duydu kendisini. Kafasını yaşadığı oyuktan hızla çıkardı. Delikten bakacaktı. Baktığında dünyayı olduğundan bükümlü gösteren delik, dışarıyla tüm bağlantısıydı. Fakat görüntü dümdüzdü, sıradan, bildik. Parmağını içe doğru soktu. Mercek yoktu! Düşmüş herhalde. Neden ama? Bunca güçlü kapının orta yerinde zayıf noktacık. Açtı kapıyı sonra. Dışarıya, içeriye, her yere bakındı. Yok. Hiçbir yerde yok! Kim almıştır ki! Kimin işine yarar? Buncacık şey, dünyanın o sonsuz duruşunda nereye kaybolup gider, ne yapar orada, kimi bekler, kim için? Biri çaldıysa ne işine yarar? Bunun için kim, neden riske girer? Gel gör ki girmiş işte. Yok. Yok olmuş. Dışarısı nasılsa, öyle görünecek artık. İçerdeyken küçülterek bakıyordu, devcileyin evine doluşacak dünya… Kim yapmış olabilir ki…

Belki, gündüz de biriydi.

 

Dünyanın Öyküsü,
12. sayıda yayımlandı

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir