Herkes Yalnız, üçüncü baskı…

Hep aynı geçen günlerin ortasında, 2015 kışında, artık yazamadığım Sıfır’ın zaten berbat bir kitap olduğunu, altından kalkamayacağımı düşündüğüm, bir tanem Aslıhan Türel’in bana arada derede bir gün Yeniköy’de rakı içerken anlattığı çok can yakıcı bir hikâyenin peşine düşmüştüm… Öyle başladı Herkes Yalnız’ın macerası. Sonra can kardeşim Must. Or. ile o zamanlar konuştuklarımız…
Şimdi bugün, az önce, üçüncü baskı ulaştı elime… Nasıl başlıyordu kitap, “Nar’ın çocuk uykusuna…” Nar o zaman okuyamıyordu bu satırları, bugün anlıyor, okuyor. Görüyor.


O zaman Serdem’in hikâyesi öylesine sarsmıştı ki beni, uykumda, yollarda, metroda, kitapların arasında, her yerde, öldürülen o devrimci çocuğun ayağındaki beyaz çorabı görmeye başlamıştım. İhsan’ın, çok eskiden yazdığım ilk romanım Seni Hatırlatan Yıldızların bir yerinde görünen Sahaf İhsan’ın evi de çıkıp gelmişti bir yandan da… Yalnızlıktan çöpleriyle yaşamaya başlamış o tuhaf adamın…
Kitabı okuyanların da Serdem ile İhsan’ı kolay kolay unuttacağını sanmıyorum.

Ayrıca Herkes Yalnız, Gezi’nin hikâyesini, bir polisin ağzından anlatır… Başka mı? Başka… Babasız çocukları, Eminönü’nde halen her şeye karşı direnerek yaşayan isli, küçük hanları, bu çağda bile saat tamir edilen dükkânları, yanlışlıkla bir zaman makinesi yüzünden Buca’ya yerleşmek zorunda kalan Homeros’u, Harika Han’daki Alice’i, küçük tiyatro kumpanyalarını, saka kuşlarını, alkolikleri, Kieslowski’nin o inanılmaz aşk hikâyesini, yapayalnız kalmış deli kadınları, maaşı ikinci gün bitiren beyaz yakalıları (Sıfır’dan kaçarken çıkmıştı ortaya)…

Bugün, artık, üçüncü baskı. Okuyana teşekkürler, okumayana yeni bir yol… Aşağıdaki şarkıyı Serdem’i yazarken defalarca dinlemiştim, sizde şimdi.
https://open.spotify.com/track/1ALzI5HWGSQyO4PwJgVH79

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir