Hoşça Kal Türkiye…

hoscakal-turkiye-2906161200_m2

Bir sürü insan tanıdım Türkiye, henüz hiçbiri girmedi senin ölü listelerine ama nice arkadaşımı mahkemelerinde süründürdün, hapse attın. Dağa çıkan da bilirim, Nişantaşı’ndan çıkmayan da… Elit miyim bilmem ama kanımca elit Tevfik Fikret’tir Türkiye. Dünyanın en güzel adamlarından biridir. Oysa sen “münevver” diye İskender Pala’yı seçtin, cezasını da çekeceksin, çekeceğiz birlikte. Sen bizim babamızsın çünkü. Toprağı insanın evidir. Nereye gitse de insan, toprağıdır, o toprağa sinmiş dilidir, ektiği çiçektir. İnsan demişti İsmet Özel, “nerenin yerlisidir?” Ben Türkçe olmadan yaşayamam, olmadan senin gelinciğin. Fakat senin gelinlerin on bir yaşında olmasa, olmaz mı Türkiye…

Canım Türkiye, denizlerini çok sevdim, evini, ağacını, yaprağını. Ne öğrendimse senden öğrendim: Halikarnas Balıkçısı, İzmirli Homeros, Efesli Herakleitos, Teşvikiye’de Attilâ İlhan, Haydarpaşa Garı’nda Nâzım Hikmet… Sende bildim. Suyunu içtim kana kana. Tuzuna vardım, gülünü kokladım senin. Van’da sodalı gölünde yıkadım kirli asker gömleğimi, Edirne’de üzüm kopardım bağından, şarabını içtim Dionysos’un; Ankara’da aklım uçtu bir sokakta, İzmir’de dinledim ömrümün en güzel türküsünü. Türküdeki Türk’ü seviyorum ben, Türkçü’dekini değil… Sende açtım gözümü, anamdan ağzıma dolan süt sendendi. Kemal Paşa’yı da sende tanıdım, Orhan Kemal’i de; Yılmaz Güney de benimdi, Türkan Şoray ve Tezer Özlü de… Hem sen değil miydin Sevgi Soysal’a ne iş yapıyorsun diye sorduğunda; yazarım diye cevap verince o güzel kadın; yaz kızım, ev hanımı diyen… Dedin Türkiye dedin, kusura bakma; Sabahattin Ali’ye sendin köftecilik, kamyonculuk yaptıran; çarşaflı kızlar senin sayende okudu Kürk Mantolu Madonna’yı yine… Seni sevmiyorum, senden nefret ediyorum, o yüzden seni çok seviyorum Türkiye…

Söylesene Türkiye! Biz sana ne yaptık, sen bize ne? Lice’ye ve Adrasana’a neden aynı anda üzülmüyoruz artık? Çocuklar diyorum bak, çocuklar öldü Türkiye. Dünyanın çiçeğidir çocuk dediğin şey! Berkin öldü, Uğur öldü, Ali İsmail, ötekiler, ötekilerin çocukları. Daha dün yine biri, asansörün altına sıkışıp, bir işçi çocuk… Çocuklar niye işçi Türkiye? Tanrı mı böyle istiyor, para mı, sen mi izin veriyorsun? Akordeon çalarak yanıma geldi geçen gün bir tanesi, cebimdeki son parayı attım plastik bardağın içine. Benim sende parayla yapılacak bir şeyim kalmadı Türkiye. Sana dair zerre umudum yok!

Beyoğlu’na çıktım geçen gün. Polislerin sol yanında, gömlek üzerinde “Avcı” yazıyor. Önce soyadı diye düşündüm. Değilmiş. Hepsinde yazıyor aynısı; tüm polisler kardeş değil herhalde. Küçük konser alanları kurmuşsun onlara, sürekli ayakta bekliyorlar. Avcılar. Onlar kimi avlayacak Türkiye? Beni mi? Bizi mi? Bir ses… Bir ses bekledim sadece. Biri hişt deseydi be Türkiye! Sen ne zaman çocuklarına vakıf odalarında tecavüz eder oldun! Saadet öğretmenin güzel yüzüne baktım yüzünde. Ne kadar güzel ağladı çocukları için. Öğretmenler, yarı analarıdır çocukların. O sakallı arkadaşlar, onların örtülü karıları (ne güzel herkesin istediği gibi giyinmesi) niçin hiç ağlamaz o çocuklar için, üzülmez hiç! Üzüldü de ben mi görmedim Türkiye!

Neden bunca korkuyorsun Türkiye, neden vazgeçtin bizden! Kafayı kazıtmış, elinde sigarasıyla bir kadın geçti yanımdan dün; giydiği tişörtün üzerindeki yazının ne olduğunu bilmeyen altın dişli, erkek ayakkabılı teyzeler, orospu dediler yanlarından geçince. Sen niçin kimseye bunca tahammül edemez oldun? Osmanlı hakkında bunca hiçbir şey bilmeyen torunun, neden her yere Akbil ile gidiyor Türkiye? Neden dedelerin uzandığı Viyana’yı hiç görmediler henüz. Neden görseler bile Viyana ile burası birbirinden bunca farklı diye düşünmüyorlar… Böyle torunluk mu olur?

Biz çoktan yitirdik kardeş olmayı Türkiye. Biz çoktan bölündük. Bizi birleştiren, mezarlardan başka hiçbir şey kalmadı. Onlar da önümüzdeki savaşta bombalanır belki, söyle! Tanıdığım çok insan var ki seni terk edecek. Gelgelelim biz buradayız. Gemi batana kadar… Deniz sonsuz çünkü güzel çocuğum…

Kaç mezarın kapkara çocuk nefesleriyle, kucaklarında zıpladıkları travestileri sokaklarda dövmeye çalışan kaç bıyıklı, ağır delikanlın var bakalım, söyle! O uzun tespihler metrolarda, elde sallamak için değildir, ayıptır, onu bile bilmeyen kaç raconsuz elamanın… Kaç hırsız var sende Türkiye? Kaç kişi gece yatağına yattığında rahat rahat uyuyor? Kaç ton eder kara toprağın, hani şu Âşık Veysel’i de ağırlayan bağrında? Yol yapmışlar, öyle diyorlar Türkiye, senin göğsüne ne kadar çizik attık biz, canın yandı mı! Ah biz sana ne yaptık, sen bize ne yaptın Türkiye!

Kaç köyün var, yıkıldı canım ülkem. Şırnak yok artık biliyor musun? Benim oralı, çok sevdiğim bir kardeşim var oysa. “Bir bilsen” diyordu Ahmed Arif, “kardeşlerim ne can çocuklar…” Neden yıkıldı? Ne yapacaksın oraya Türkiye? Kürtler bizim kardeşimiz olmasa da olur biliyor musun, biz de onların abisi değiliz zaten. Biz hepimiz tekiz be oğlum, canımız isterse el ele tutuşuruz, canımız istemezse işimize gücümüze bakarız, kimse kimseyi hoş görmek zorunda değil Türkiye… Sen Babil’in de bir kıyısısın aynı zamanda, bunu nasıl unuttun Türkiye? Şırnak demek biraz da Babil. Senin koynunda yatan bir evladın o da… Sen Allianoi’ye ne yaptın, İshak Paşa Sarayı’na ne eyledin, ecdadının yaptığı camilerin içindeki güzelim çinilerin önüne o boktan kaloriferleri neden koydun? Biz içki içmek için meyhaneye gideriz, camiye ayakkabıyla girmeyiz; sen de lütfedip bir gün gel bizimle içmeye, rakı istemezsen sana da bizden az şekerli kahve!

Sen bir de ölenlerin anısına karanfil koyunca nasıl tatmin oluyorsun deyiver hele? Devrimin bile şehidi var sende Türkiye! Bir süre şehit kelimesini duymasak ne olurdu? Soma’da öldürdüğün evlatlarına bile şehit dedin sen… Amerika’yı öyle bilirim, sen katil misin Türkiye? Soğudu mu acın? Ahmet Erhan diye biri vardı aklı sende yaşayan, bir şiir yazmıştı sana. Senin şairlerin neden nicedir sana şiir yazmıyor, öksüz mü kaldın Türkiye!

Mübarek ramazan ayındayız ya (çok sevdiğim bir mahya vardır, “ey oruç, tut bizi” yazar) açları anladın mı Türkiye? Fakirliği, yoksulluğu anladın mı? On bir ayın sultanı geçip de bayram ettikten sonra senin Müslümanların kaç aç insanı doyuruyor Türkiye? Doğar doğmaz nüfus kâğıdına İslam yazdırmasan, insanlara biraz da seçme hakkı tanısan olmaz mı? Yüzde yüz İslam olsak düzelir mi sanıyorsun bu kopukluk! Cemevi demekten korkma Türkiye (sana bir sır vereceğim, Alevilik sadece Ali’yi sevmek değil biliyor musun, senin de Ali’yi çok sevdiğini söylerler zira, Ali gel diye öğretirsin okumayı çocuklarına, kimse bir şey okumuyor hem de), cem, cami, kilise, cuma, icma hep aynı anlamdadır, birleşmek demek… Elif gibi dimdik değil, elif gibi göğe işaret et! Dimdik olmak, meziyet değil. Ağaçlar ayakta ölür… Elif, alçakgönüllülüktür, alçaklık değil! Geçen kış, bizim dükkânın orada, metro istasyonunda yaşayan Suriyeli çocuklara, tüm sokaktan dilene dilene para toplayıp üç kalın mont aldım üşümesinler diye biliyor musun? Cennete gitmek için yapmadım Türkiye. Cennet istemiyorum ben. Misal Mehmet Metiner de cennete gidecekse ben çok sıkılırım orada. Sonra dün Atatürk Havalimanı’ndaki patlama sırasında ölen insanlara şehit diyenlerle, aynı cennette nasıl yaşarım, yüzüm tutmaz Türkiye! Sen utanma duygunu nerede sakladın hazine gibi… Üstelik dünkü patlamayı yapan kişi de din uğruna öldüğüne göre o da şehit, o da cennete gitmeyecek mi Türkiye… Çocuğum Türkiye, evladım Türkiye, babam, babacığım Türkiye. Vurmayın öldüm demişti Ali İsmail. Şimdi boktan bir Twitter grubunun yaptığı bile linç oluyor. Sahi, şu trollerin maaşı ne kadar oldu bu ara Türkiye; 1,5 veriyorlar mıdır? Senin televizyonlarında oynayan dizilerini yazıp çekenlerin zekâ seviyesinden şüphe duyan var mıdır? Biliyor musun?

Hayatında hiç balık tutmadığı halde bir gün bir sahil kasabasına yerleşmeye düşünenlerin arasında olmak istemiyorum, seni bırakmayacağım Türkiye. Hani içinde çocuklar, bakırdan kolyelere ismini yazar, hani ola ki bir kurşuna kurban gider, belli olsun ismi diye; sokağa çıkmamızı niye yasakladın Türkiye? Biz senin sokaklarının meyvesiyiz canım! Her gün çıkıyorlar televizyonda, kör kurşunlardan konuşuyorlar, hiç evlatları yokmuş gibi; kör kurşuna sormuşlar mı, hiç çocuk emzirmiş mi? Ben Yiğit Bulut’un gideceği cenneti istemem can ülke. Kaç ırmağından kan aktı senin su yerine!

Kaç meclisin, kaç ceketli politikacın, kaç okulun, kaç kitabın, kaç fabrikan, kaç zenginin, kaç kurumun var Türkiye? Ne işe yarıyorlar peki masumlar ölürken? Niye saygı bekliyorsun her şey için herkesten? Sana neden bir türlü kendin yetmiyor Türkiye? Niye sen büyüyemedin hiç… Hesapta muhafazakârsın ya, niye senden çok biz muhafaza ediyoruz her şeyini? Söylesene sen ne yaptın Mehmet Akif’e! Türkiye, yaralı ülkem, bitmiş ülkem, kan üzerine yeniden kurmak istiyorlar seni, kan akıcıdır, kalıcıdır, iz bırakır. Yıkılır kanla kurulan. Kaç orospu cebinde biber gazıyla geziniyor caddelerinde? Kaç hırsız, kaç suçlu, kaç polis, kaç canlı bomba… Sokaklarda polisler varsa güvenli olduğun için değil, güvensiz olduğun için Türkiye. Deprem olsa kaçımız kendi domatesimizi kendimiz üretebiliriz? Kaçımız ekmek yapmayı biliyor? Metrobüsler neden o kadar pis kokuyor, niye yıkanmıyorsun Türkiye? Niye üstünden atmıyorsun şu koskocaman kir tabakasını…

Televizyonları her akşam durmadan “işgal eden” o bozuk Türkçeli sakallı herifleri ben hiç seyretmiyorum Türkiye. Uzmanı değilim çünkü hiçbir şeyin. Uzmanlığa gerek duymuyorum. Müslüman değilim ama kimsenin ibadetine karışmıyorum. Tanrıya inanmıyorum ama kimsenin tanrısına bir şey demiyorum. AKP’li değilim, hiç olmadım, AKP’sizlerin de yaşayabileceği bir hayat düşlüyorum. Senin partilerinden bir şey ummuyorum zaten. Bitmiş bir rejim olan demokrasinin, çoğunluk yerine az olanı koruduğunu çoktan unutmuşsun! Çok olan her daim haklı olsaydı kumsallar herkesi sollardı Türkiye! Senin soluna ne oldu sahi, sol yanına! Bir olmak için hepimizin ölmesini mi bekliyor senin solcular… Herkese avuç avuç özgürlük verebileceğimiz bir ülke kurabilmek çok mu zor? Sahi sorayım sana benim cânım efendim, bu kadar ölüyü nasıl kabul ediyor senin içinden bir zamanlar hayat fışkırmış o bereketli karnın. Senin kaç mezarın var Türkiye ve seninle neden her gün azalıyoruz?

Sahi Türkiye, seni bırakmayacağız bu kesin ama seninle ne yapacağız…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir