Kalb İbresi ve Apollinaire Sansürü

Yashasin tabe yani! Turkche olimpiyadlarımız bashladı. Daha otesi warmı. Yanlız memlekette degil, Turkche artıq bütün dünya da deliler gibi qonuşuluyor!

Nasıl ama; Tertip Heyeti’nde (tertip de, heyet de Arapça), Ömer Asım Aksoy’un Dil Derneği’nden kimsenin bulunmadığı (fakat Zaman, Samanyolu, Türk Ocakları mevcuttur); Türkçe’nin yanına Yunanca’dan eklenen Olimpiyatları ile şenlenmiş (olimpiyat zaten çoğulluk anlatırken olimpiyatlar, deha ürünü…); başına da Uluslararası kondurulmuş (uluslararası olmayan olimpiyat?); tanıtım filmlerinde ‘Türkçe konuşan bir dünya’ diye sayıklayan organizasyonu, memlekette sıklıkla kullanılan dil aracılığıyla verdim.
Destekçilere bakılırsa, organizasyonun ardındaki gücün, milyarlarca dolarlık sermayesiyle büyük şair, yüzyılın düşünürü, son kitabıyla metro istasyonlarına ve İDO’larda (hani şu, kaptanların iskelede alkol kontrolü yaptığı söylenen kurum) hiç durmaksızın tıngırdayan Kanal 24’e giren Hoca Efendi olduğu anlaşılacaktır. Sahi siz gördünüz mü o ilanları? Gül kokulu estetik: Kalb İbresi


Kalb derken; kalp demek istenmiş. Zira kalb, kalp’in Arapçası. Zaten memleketin iki büyük dil kurumunun sözlüğünde de kalb’i bulamazsınız. Neden iki dil kurumu var; o da tartışılır. (Olimpiyatların yazılı metinleri TDK’ya göre. Sözlüğünde, oğlan kelimesini, cinsel bakımdan erkeklerin zevkine hizmet eden sapık erkek diye tanımlayan 12 Eylül kurumu. Geçelim.) Kalp’in iki anlamı var. Biri yürek, öteki sahte para. Biz, kitabın adını Sahte Para İbresi sanmayalım diye Arapça yazılmış. Dil faşisti falan değilim; sadece Türkçe Olimpiyatları ekseninde bunca Arapça, garip!
İyi de kalb Arapça, ibre Türkçe! İbre’nin Arapçası İbra… Gülen’in son ‘kitab’ı Arap-Türk karışımı yani. Etimoloji, çok şeyi çözer… Gelin eser sahibinin adına bakın. Fethullah Arapça; Gülen, Hoca, Efendi Türkçe; Hazretleri Arapça… Hepten sentez!
Hoca Efendi’nin de katkılarıyla 8. Türkçe Olimpiyatları’ndayız! Dördüncüsünde, olimpiyad yazılmıştı, neyse ki bu kez yazım doğru. Yedincisinde Türk ‘Bob’ Müziği’nin büyük ustası Serdar Ortach jürideydi, bu sene kimler var? İsmail YK ile Acun’u öneririm. Sitesinde Atatürk’ten alıntılar yapan fakat Atatürk’ün yıllar önce yasakladığı cemaatlerden birinin desteğiyle yapılıp Türkçe sevgisiyle dolan ilginç organizasyon… Üstelik Türkiye’nin en büyük üniversiteleri İngilizce eğitim vermekle övünürken… Üstelik memlekette yabancı okullara misyonerlik yaftası yapıştıranların, yurtdışında açtığı okulların öğrencileriyle…

Öyle ya! Burada Hoca Efendi’nin dünya çapındaki okullarından gelen çocuklar yarışıyor. Hayatları boyunca Türkçe’ye ihtiyaç duyacaklar mı tartışılır. Biz Türkiye’de bile 200 kelimeyle konuşurken! En güzeli de, çocuklar İstiklal Marşı’nı ezbere okurken ağlayan konuklar. Bu konukların arasındaki iktidar sahipleri, Türkçe yayın yapan Sel Yayıncılık, Apollinaire’in ‘müstehcen’ bir kitabını bastığı için editör İrfan Sancı ve çevirmen İsmail Yerguz’u yargılıyor. Hatta ilk duruşmada bilirkişi, müstehcen değil diye rapor verdiği halde iktidar, konuyu Başbakanlık Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’na götürdü. (Türkiye’de böyle bir kurul var, boru mu Erman Hoca ne dersin!) Madem müstehcen değil, o zaman çocuklara zararlı demeye getiriliyor yani! Sancı ve Yerguz’un duruşması 21 Temmuz’da.

Yargılanan kitap…

İktidar, kendi istediği yıvışık ahlaki dil üzerinden (Fethullah Hoca şiirleri, Şebnem Kısaparmak duyarlıkları, Deniz Baykal kaseti yerine Serdar Ortaç kasetleri) bir yayılmacılık politikası yürütüyor. Neden tüm dünya benim dilimi konuşsun? Niye bu eziklik? Dil, kültürle ilgili değil mi? Bunca İngilizce bilen, fakat Shakespeare’den haberi olmayan plaza angutları ne olacak?
Yoksa; bakın, biz yurtdışında okul açıyoruz ama Türkiye için tehlike değiliz mesajı vermek için bir PR çalışması mı hepsi? Öyle ya, organizasyonun en büyük destekçisi Zaman, bunca Türkçe sevdalısı olaydı, bu dilin en iyi şairlerinden Behçet Aysan’ın, Metin Altıok’un katledildiği Sivas’ı, Madımak Oteli’nde çıkan bir kazaymış gibi yazar mıydı?
Başka soru: Neden İngilizler, gel yarıştıralım şunları, şiirimizi, türkümüzü okutalım Türklere, Ganalılara, İspanyollara demez? Kaldı ki onlar, gerçekten de ittire kaktıra tüm dünyaya kendi dillerini öğretiyor. Hiç araştırmadığım halde, bir aralar dünyanın en çok konuşulan dilini İngilizce sanıyordum. Değil oysa ki… Az biraz bilir sömürüyü bu ince beyler.
Organizasyonun sitesinde gördüm. Eski bakanlardan Prof. Mehmet Sağlam, olimpiyatlara dair; bu hareket Türkçe’yi sevgi ve hoşgörü dili yapacak demiş. Ne demek bu? Dünyada diller böyle mi sınıflanıyor? Sevgisiz ve hoşgörüsüz diller / sevgili ve hoşgörülü diller! Ah şu cemaatin kapsayıcı, kuşatıcı hoşgörü söylemi.

Oysa yalnızın ‘yanlız’dan, yanlışın ‘yalnış’tan ayırt edilebildiği; de’lerin, ki’lerin, noktalı virgüllerin kullanımının ortalama tahsilli vatandaş tarafından bilinebildiği bir dil hayal etmek yetmez mi? Yani ulusal TV’lerin Türkçesizlikten ölürken… Ah sayın Profesör, Google’a ‘Yaralı Stayla’ yazıp araştırın hele! O zaman olimpiyatı da Türkçe’yi de göreceksiniz…

6 Haziran 2010
BirGün Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir