Kalbimi Yaktım

 üzerime yüreğimden başka bir muska takmadan…*

biraz anlamak için eski yerlerde durdum,
bazı mahalle kahveleri –eğri bir yağmur sokaklar
kaç viran bağ, alkol, biraz mimozalar
kaybettiğim anlamı bulmaya çalışırken
kalbimi yaktım. eriyen bir gemi sulara karıştı.

iyiydi biraz, sarı tütüne alıştım, içime çekerek
kesinlikten kurtuldum, belirsiz bir yere akmış
saçları vardı uzun –kasabalarda akşam– gözleri kocamandı,
bunun için telefon kulübelerinde ağladım –akıp giden
bir kazak aldım kendime griydi –çok şık!
siyahtı belki de –ne fark eder– renk ışıktan bir yalandı
karşıdan karşıya geçerken hep gökyüzüne baktım

geceler üsküdar’dı- motorlardan en erken ben…
çiçek pasajını göğsünün ortasındaki bir çiçek sandım

iyiydi biraz. içimin boşluğunda bir ayla vardı
belki papatya. biraz alışmaya çalıştım kalbime;
o amansız yumruğa, yazılı tarihi yok birahanelerin
Samatya’nın, Tophane’nin, tren yollarının
oysa ağaçlar bile müzelerde envantere geçirilir
onu yaktım, külünden bir çiçek yakama takıldı
kalbimi yaktım, bir çocuk bütün trenleri kaçırdı
iyi değil mi biraz diye sordum, iyi diye ses verdiler
içi yaşlı adam, yaşlı adama göre daha çok sever
kahvaltılar mutsuz, öğlenleri bezgin, akşam oldu mu o eski
çocuktum. yüzümün ıssız yerlerine dokundular, tenimin

şimdi geride kalıyor, savaşlar, yangın yerleri, ölenler
bir yaralı orada, sonra bin beş yüz yaralı daha –sessiz günler
çiçekçilere prenses diye baktım; kraliçe, orospulara,
para harcadım biraz, iyiydi, tütüne alıştım –nargile cinleri-,
pulları ateşten dansöz elbiseleri denizin üzerinde
kalbimin boşluğuna yürüyen rüyaları vardı, işgal eden
bir pembe kolye –çizik çizik bir kar yağışı– içime dolardı
gözleri kocamandı, herkes gidiyor, kalbimi yaktım,
alevinden bir damla gömleğime sıçradı

sonra gelip giden neydi? şöyle uzaktan bir baktım –hicran
öpüşürken çekilen neydi, kıyı ne, güz kimdir –hazan-
kuşlar nereye uçar, nereye akar ırmaklar, sözler nereye –hüzün
üç kızıydı tanrının bunlar, ellere sor
eller parmakları neden böyle okşar…
kimin sonu oldum, kimlere son, kimleri çok sevdim
bir yerde oturmanın kuğusunu buldum –masa örtüleri
bordoyu ikiye bölen elleri –eller-, uzuneski çay bahçeleri

yani şehir sabahları sessiz uykudadır, olsun uyandım
tuvaletçilere madam, piyangoculara kont diye baktım
uzun kadınlar vardı, uzun huylar, baktıkça canım yandı
tenler yoldu, tenler hüzün, tenlerde ayrılıklar
vardı… ben dokunmadım… dokunsam kırılan…
baktıkça yol dönüştü, ışık dönüştü, keman dönüştü,
küpelerin kirazdan yapıldığı bir mazi, kalbimi yaktım,
izlerinden anneme bir sap menekşe
babama kulağımı çektiğindeki baygınlık,
külü kaldı sevdiğim kadına

biraz anlamak için çocukluğumda durdum
paslı çanlar çaldı, mırıldanan bir şarkı, saçlar sonra
kaç küskünlük, kaç otobüs durağı, sabah ezanları
karanlık bir sokakta kaybolmadım hiç
var olmak değil, değil yok olmak
olmamış olmaktı dileğim; kimsenin, kimsesiz, kimler,
kaç viran düşle, düşerken, düşmanken,
tütünle, tüterken, tütsüsüz,
kadınımla, yıkımlarla, sevgilerle,
kaybettiğim beni bulmaya çalışırken
kalbimi yaktım.

içimden kuşlar gökyüzüne…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir