Kütahyalı Bir Uzak Amca: Gomidas Vardabet

Paris’te Ermenilerin yaşadığı Chaville’de, 2002’de dikilmiş ‘sözde’ mi değil mi bilemem ama bir soykırım anıtı vardır. Çok sevdiğim Charles Aznavour’un da (annesi Paris’e, Adapazarı’ndan göçen yorumcunun asıl adı Şahnur Varinag Aznavuryan’dır) açılışında bulunduğu bu anıt, Gomidas Vardapet’i anlatır. Batı ve Doğu Ermenice’sinde bazı harflerin telaffuzu farklı olduğu için Batılı, Soğomon Kevork Soğomonyan’ı Komitas diye bilir.
paris-armenian-memorial
Suyun rüyası ebru sanatını, kitapların içini süslemek için bulunmuş bir ‘yan sanat’ (ne yan acaba, ne demek yan?) olarak gören Murat Bardakçı, söz konusu ismin doğrusunun Gomidas olduğunu söyler. Buradaki ‘doğru’ ebrudaki ‘yan’ gibi değil, gerçekten doğru. Fakat sonuçta Komitas ya da Gomidas fark etmiyor, hakkında ismini yanlış telafuz eden Batılı kaynaklara oranla Türkçe bilgi bulmak çok zor… Bu toprağın bir evladını silip atmışız.

26 Eylül 1895, Kütahya doğumludur Soğomon. Bir Anadolu çocuğu. Annesi Takuhi (kraliçe demektir), onu doğurduğunda 16 yaşındadır: Güzel ve yetenekli bir genç kadın. Halı dokur, türkü şarkı söyler, şiir yazar. Babası Kevork, dönemin kilise korosunun sevilen isimlerindendir, ayakkabı yapıp satar. Evde konuşulan Türkçe ile büyür Soğomon. Bir yaşında annesini, on yaşında babasını kaybeder. 12 yaşında Eçmiadzin’deki Ermeni kilisesine, ruhban okuluna gider; 26 yaşında mezun olur. Artık bir papazdır, yani vardapet. Kilise geleneğine göre yeni atanan papazlara isim verilmektedir, o da 7. asırda yaşamış bir Ermeni ozanı olan Gomidas’ın adını seçer. Gomidas Vardapet’tir artık.
gomi
Papaz Gomidas ertesi yıl Berlin’e gider, Kaiser Friedrich Wilhelm Üniversitesi’nde müzikoloji bölümüne yazılır. Orada Profesör Richard Schmidt ile çalışır. Khazzes türkülerinin tempo ve ezgi şifrelerini çözer, kendi ürettiği ses teorisini ispatlar ve 30 yaşında müzikoloji doktoru olur. Bu üniversitenin kayıtlarında, Lena Umay’ın bir yazısından edindiğimiz bilgiye göre Gomidas, halı dokuma tezgâhının temposuyla yazılmış türkülerin şifresini çözmüş, hatta Anadolu’da kullanılan birçok gündelik aracın çalışma temposunun halk türkülerinde bulunduğuna dair bir tür akustik mühendislik çalışması geliştirmiştir. Dinlediğimiz türkülerin birçoğunda adını derlemeci diye gördüğümüz Muzaffer Sarısözen’in de böyle bir teorisi olduğunu söylüyor Umay.

Bir de derlenen türküler meselesi var. Gomidas, müzikoloji doktoru olduktan sonra Eçmiadzin’e döner ve Anadolu’da Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerler başta olmak üzere kapsamlı gezilere çıkar. Topladığı malzemeyi anında notaya döker. Bu notalar büyük ihtimalle Hamparsum notasıyla kayda geçirilir. Başka bir yazımda anmıştım Hamparsum’u. Derlenen türkülerin çoğu Gürcüce, Türkçe, Ermenice ve Kürtçe’dir. 3.000’den fazla eserden bahsetmekteyiz, dikkat isterim.

Ermeni kilise ve halk türkülerini konu edinen birçok seminer veren Gomidas, çeşitli orkestra ve korolar kurup müzik icra etmesinin yanında ‘badarak’larıyla da anılır. Badarak, Hıristiyanlığın temel ibadetlerinden olan, İsa’nın son akşam yemeğinde ekmekle şarabı kendi bedeni ve kanı olarak havarilerine sunuşunu anlatmak amacıyla düzenlenen komünyon ayininin Ermenice söylenişi. Kiliselerde 20. asrın başına kadar, son şeklini 12. asırda aldığı bilinen bir Badarak kullanılırdı. Bu melodi tek sesli, makamsal ve anonimdir. Gomidas, kilise müziğinde çoksesliliği başlatır. Onun bestelediği badarak, kilise tarafından kabul edilen 10 ilahiden biri ve bugün halen söyleniyor.

GomVrt1
Gomidas 1910 baharında, 41 yaşında İstanbul’a gelir. 300 üyeli Gusan Korosu’nu kurar. Bardakçı’ya göre, yetiştirdiği öğrencilerden biri olan Edgar Manas, sonraları İstiklal Marşı’nın aranjörü olacaktır. Ardından 24 Nisan 1915 gelip çatar. O gece, dönemin kültür dünyasının ciddi isimlerinin de aralarında bulunduğu iki yüzden fazla kişi ‘sözde’ tutuklanır. Önce merkez cezaevi olarak kullanılan Mehterhane’ye, ertesi gün de Sarayburnu’na, oradan gemiyle Haydarpaşa; ‘sözde’! Anadolu’nun içlerine doğru ‘sözde’ yolculuk başlar. Bu memleketin çocukları, suçsuz yere karanlık bir trende… Geceyi Eskişehir’de geçirirler; sabahleyin ‘sözde’ bir grup Ayaş’a, ‘sözde’ diğer grup da Çankırı’ya: İlk gruptan 58, ötekinden 81 kişi ölür; ecelleriyle canım, siz de!

Gomidas, orada ‘sözde’ şair, doktor Rupen Çilingiryan ile karşılaşamadı çünkü Çilingiryan, 22 Haziran 1915’te tutuklanıp 30’unda Çankırı’ya ulaştı. Karısına yazdığı mektubu İletişim Yayınları tarafından basılan Taner Akçam’ın 1915 Yazıları’ndan aktarayım: Bu salı günü Kengırı’ya (Çankırı yani) vasıl oldum. Altı gün yolculuk yaptıktan sonra rahatım. Doktor Dinanyan ile bir hanede bulunuyorum. Önünde bahçesi ve ormanı vardır. Benim için merak etmeyiniz… Benim için merak etmeyiniz. Bu ifadeden dökülen acıyı ne aklayabilir?

Tehcir, kurbanlarını yarattığı gibi kahramanlarını da yaratmıştır. Gomidas’ın memleketi Kütahya’da bu işlerin mimarı Talat Paşa’ya (Ermenilerin yaşadığı Şişli’de Talat Paşa adında okul açanlar vardı bu ülkede!) direnen vali Faik Ali Bey (Ozansoy) mesela; şairdir. İstanbul’da da bu kıyıma karşı boş durmayan aydınlar vardır tabii: Gomidas’ın dostları Halide Edip ve Mehmet Emin Yurdakul, onu geri getirmek için çok uğraşır. Hükümet 7 Mayıs sabahı 8 kişiyi İstanbul’a iade eder. Fakat artık Gomidas hastadır. Şizofreni mi? Belki. Arada geçen günlerde ne oldu, bilinmiyor. Gitmeden önce zaten hasta olduğunu söyleyen bir grup da var, hep olurlar.

Gomidas, 1916’dan itibaren bir süre La Paix’de yatar; ‘sözde’… 50 yaşında Paris’e götürülür. İyi değildir artık. Villejuif Kliniği’ne yatırılır, 66 yaşında burada ölür. Cenazesi yakılır, külleri Eçmiyadzin’deki bir anıta gömülür. Çalışmaları Ermenistan’a nakledilir.
Paris’te ‘sözde’ soykırımı anlatan bir Gomidas heykeli vardır ama bizim Kütahya’da ‘özde’ bir Gomidas heykeli yoktur ne yazık ki!

28 Şubat 2010, BirGün

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir