Muhafazakâr Sanat: Tarihsel Eziklik

Başka da vardır muhakkak ama çağını kıyasıya eleştirmiş iki Dîvan şairi biliyorum: Hayalî ile Usulî… Hatta Hayalî’yi “geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer…” mısraından bileceksiniz. Dizenin bir yerine adını saklamış, inceliğin farkındasınızdır. Yaz Tarifesi adlı kitabım da onun bazı dizeleriyle kapanır.

Bu da Usulî’den: “Bir güzeller şahına bin cân ile kul oldu dil / Bu cihanın ne vezirinde ne paşasındadır…” Asıl padişah sevgilidir, onun dışında iktidarla işim olmaz demeye getiriyor. Usulî divanını günümüze ulaştıran Prof. Dr. Mustafa İsen ise cumhurbaşkanı genel sekreteridir.

İsen, muhafazakârların demokrasi anlayışı olduğu gibi (nasıl bir şeyse o!) estetik ve sanat normu da olmalıdır kabilinden bir tartışma başlatmıştı geçtiğimiz aylarda. Böyle mecra bulmuşken devlet sözcüsü, ayda en az bir roman yazabilen kültür sanat insanı, fena halde darbe mağduru İskender Pala da kolları sıvayıp Muhafazakâr Sanat kavramını öne sürdü (yazı boyunca MS diyelim). Hatta içinde nice klişeyle dolu bir manifesto bile yazdı.[1]

Sanatçının sağcısı olur, o kesin: Dostoyevski, sıkı Nazi taraftarı Celine, kralcı Balzac, faşist Pound sanatçı değil mi? Haşa! Fakat sanatın muhafazakârı olur mu? Üstelik bu sağcılık meselesinde Pala ve benzerlerinin dilinden düşürmediği Tanpınar bile 1960’ta günlüğüne şöyle yazmıştır: “Sağcı olmak çok güç, hatta imkânsız. Evvelâ memleketimde en cahil ve budala insanlar sağcı”[2] Bu tarz bir kalabalığın ürettiği MS’ye örnek verebilecek var mı?

Tanpınar ki sevicileri, esrarkeşleri, sokak insanlarını anlatan Sait Faik’e dilimizin en iyi öykücüsü der. Çünkü o, bugünün belediye şairleri, memur yazarları gibi değildir. İsteyenin istediği yerde Brecht’ten, isteyenin Allah aşkından, tasavvuftan bahsedebilme özgürlüğünden yanadır.

Pala, manifestosunun 6. maddesinde döktürmüş: MS sivilmiş, devlet eliyle kontrole karşı çıkarmış, devletin patron değil sponsor olmasından yanaymış vs. Bu durumda devlet, beğenmediklerini desteklemesin, herkes Salih Memecan olsun diyor kısaca!

Prof. Pala, 7. maddedeyse MS’nin din eksenli olmadığını ama dini duyarlıkları dikkate aldığını belirtiyor. Dinden kastı kendi dinidir. Öyleyse Tanrı’ya şöyle seslenen Kaygusuz Abdal’a ne yapacağız: “Er erliğiyle anılır, / felan oğlu filan deyi / Anan yoktur, atan yoktur / Sen benzersin piçe Tanrı … Kaygusuz Abdal yaradan / Gel içegör şu curadan / Kaldır perdeyi aradan / Gezelim bilece Tanrı

Ya da Menderes’in parasıyla dergi çıkartan, Ayasofya Hitabesi[3] yıldızı Necip Fazıl Kısakürek’in Kadın Bacakları’nı bilmiyordur: “Boynuma doladığım güzel putu görseler /
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını / Kör olsam da açılır gözüm ona sürseler /
İsa’nın eli diye, bir kadın bacağını…”

Milli, manevi değerlerden, gelenekten de söz açan Pala’ya 29 Nisan 1964 tarihli Cemil Meriç güncesinden ecdat, gelenek üzerine bir pasaj hediye edelim: “İçki içmeyeceksin, domuz yemeyeceksin, zina yapmayacaksın. Osmanlı bunların hepsini yaptı. Ama gizlenerek, korkarak ve şuuru yaralandıkça yaralandı. Hayır uyuzlaştı. İkiyüzlü bir hayvan oldu Osmanlı. Tanrı’yı ve kulu aldatan bir panayır gözbağcısı. Elinde tespih, evinde oğlan, dudağında dua.”

Pala, manifestosunun 2. maddesinde de MS’nin, toplumun kendi kimliğinden kaynaklandığını söylemiş. Kemal Tahir’in Devlet Ana’sına bakalım; Behzat Ç.’deki bira şişelerin bile sansürlü gösterildiği bu toplumun orada da bazı hassasiyetleri gösterilir: “Oğlan, kızı alıcı kuş gibi kaptı, kaldırıp yatağa vurdu, koca Tanrı yarattı demeyip, yolup soyup bastırdı. Önceleri nazlanıp istemeze vurup kaçınan kız, giderek oğlanın tadını alıp kızıp azıp bunca yılın ergen açlığı kabarıp doyması kalmayıp koşuldu. Darısı hepimizin başına hey avrat takımı, bunlar, böylece ırağından yakınından sürüştüler, gizli yerlerinden elleştiler, dil verip dil alıp emiştiler, üstte altta boğuşarak eziştiler. Sönmez ateşlere girip çıkıp bunalıp gök terlere batıp ayılıp soluklanıp daldılar, otuz iki oyunu ve de yirmi bir düzeni ardı ardına ulayıp ‘pes edene yuf’ diye ant içip elden belden düşene kadar uğraştılar.” Acaba İskender Pala, içinde kimsenin sevişmediği bir romanın ya da meme görünmeyen tablonun bizi biber gazı sıkanlardan, poşu takana yıllarca hapis cezası verenlerden daha temiz bireyler yapacağını mı düşünüyor?

Fakat Pala’nın bu tarz tuhaflıkları yeni değil. 3 Kasım 2009’da da Zaman Gazetesi’nde aynı tonda sonsuz bir kıskançlıkla sağın neden Tüyap’ta ‘onur’ yazarı olamadığını sormuştu…[4] Gereken cevap soruda saklıdır, söyletmeyin beni!

Profesörün birçok sağcı gibi[5] sol birikim karşısında duyduğu tarihsel eziklikse tüm manifestosuna sinmiş durumda: “MS, her fırsatta dile dolanan ‘muhafazakârların doğru dürüst bir sanat anlayışı ve gelişmiş bir estetik seviyeleri yoktur’ yavesinin, bir şeyleri yok saymak adına uydurulmuş ucuz ve haksız bir kasıt eseri olduğunu bilir.” Buyurun seviye konuşsun, Hafta dergisi, 23 Eylül 1935, Cingöz Recai’den (ki Peyami Safa’dır), Nâzım Hikmet’e armağan bir şiir: “Gel bakayım, / lüle lüle kıvrım kıvrım samur saçlı, / pamuk tenli, al yanaklı sarı papam / … / gel bakayım yetimlikle maytap eden paşa zadem, / Bre toprak altında yatan / büyük Türk ölülerine çatan / … / bre kaltaban / bre Türk düşmanı, bre vatan / haini şarlatan…”

Bu tür kimseler, ellilerden başlayarak solun entelektüel, kültürel alandaki kazanımlarına her daim gıptayla bakmış, aydın olmanın solculukla kaim sayılmasından[6] rahatsızlık duymuştur. Evvelden sağcı entelektüele münevver denirken günü gelince daha çok sola ait olan “aydın” kavramını “ocakla” birleştirip Aydınlar Ocağı kuranları hatırlayın. Yazık ki MS de aynı güçsüz ezilmişliğin bugünkü devamıdır; talihsiz, yetersiz ve acınası.

Üstelik Aydınlar Ocağı’nın da ne kadar aydınlık olduğu da şu alıntıda açıkça görülür: “Aydınlar Ocağı elbette devleti, içtimai nizamı huzuru, vatan ve millet bütünlüğünü tahrip edebilecek kadar geniş bir demokrasiyi gaye edinen 61 Anayasası’nı, onun insan hak ve özgürlük anlayışını da kabul edemez. Bu görüşe, 82 Anayasası’na ezici çoğunlukla evet diyen milletimizin de katıldığı malumdur.”[7]

Son olarak Pala’ya bir tiyatro akımından söz edelim: Publikumsbeschimpfung (seyirciye saldırı). Peter Handke tarafından ortaya konan bu tarz tiyatroda oyun, oyuncuların sahne dışına da çıkıp izleyenlerle karşılıklı küfürleşmesi üzerinden sürüklenip akar. Ne dersiniz hocam, sizin trilyon harcanan Leyla ile Mecnun kadar olamasa da hükümetimiz böyle bir projeye sponsor olur mu? Olursa benim metnim hazır, kime gideyim?


[2] Günlüklerin Işığında Tanpınar ile Başbaşa – Haz: İnci Enginün – Zeynep Kerman, Dergâh Yayınları

[3] 29 Aralık 1965, Milli Türk Talebe Birliği, http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/3965-ayasofya-hitabesi/ Ayrıca büyük “üstadı” anlamak için şu kitapta tavsiye olunur: http://www.idefix.com/kitap/yahudilik-masonluk-donmelik-necip-fazil-kisakurek/tanim.asp?sid=WWI0KOEDGM6M4IX9HP7E

Kitabın 48. sayfasından bir alıntı, Yahudileri anlatıyor şair: “Dünyanın hemen her sahada en büyük kafaları, bu esrar ve hakikatte insanlık düşmanı ırktan doğmuştur.

[4] http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=910822

[6] Türk Sağı Mitler, Fetişler, Düşman İmgeleri, Hazırlayan: İnci Özkan Kerestecioğlu – Güven Gürkan Öztan; Tanıl Bora’nın giriş yazısından, bu nefis kitabı herkese tavsiye etmeyi görev bilirim.

[7] Aydınlar Ocağı ve Türk – İslam Sentezi, Tercüman, Şubat 1988

2 comments for “Muhafazakâr Sanat: Tarihsel Eziklik

  1. semiramis arman
    Ekim 22, 2012 at 10:18 pm

    yazıların çok sığ, çok yüzeysel, bir o kadar da mantık yoksulu. sapı samana karıştırıyorsun. ideolojik körlükten olsa gerek.

  2. Ayhan A.
    Aralık 4, 2012 at 9:47 pm

    Önce Türkiyede Muhafazakar olduğunu söyleyenler kimlerdir onu tartışalım. İ.Pala’nın bahsettiği kesim bu kelimeden hiç hoşlanmıyor. Ya Müslümanım diyor, yada Türk İslam sentezinden yola çıkıp Milliyetci Muhafazakar gibi bir tekerlemeden bahsediyorlar. Türkiyede 2 evden birine giren Zaman Gazetesini bile okumuyorlar. Hat sanatının dışında her şeyi dışlıyorlar. Batı tarzı Muhafazakar düşünceyi savunanlarıda dışlıyorlar. Ancak, Akp içinde azınlıkla temsil edilselerde bu partiye oy veren belki %40 kitle, İşte Muhafazakar sanat onlar için önemli. Sonuçta Akp içindeki %10 hakim kitle, parti ve yönetimde temsil edilmeyen oy deposu görülen %40 çoğunluk içinde asimile olacaklar yada gemiyi terkedeceklerdır. Bu sebeple H.Kaçmaz, S.Memecan gibi mizah sanatcıları ve diğer sanat dallarındaki öncüler Batı tarzı Muh.sanat anlayışının mimarı olacaklardır. Tabiiki batının 200 yıl gerisinden giderek. Eee Amerikayı yeniden keşfetmek her Türk’ün genlerinde var. Bu sebeple zaman alıyor. Yazarın sanat tarifini ise uçuk buldum. Sanatın estetiğinin bittiği bir yer muhakkak var, işte orası sanat değil bence manat, kanat, zanat, tarad gibi farklı bir ismi olmalı. Biz Muhafazakarlar sanat kısmında kalmaya talibiz. Bireysel olarak, heykel, tiyatro, resim, vs, vs, konularında sanat adına yapılanları hayranlıkla izliyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir