Nar, üç biter…

Screen shot 2014-08-04 at 17.54.10

İlk karşılaştığımızda ne yapacağımı şaşırmış, elimi ayağımı nereye koyacağımı bilememiştim. 1 kilo 900 gram, ağlayan, nefes alan, kafasında küçük bir yün bereyle bir steril odada beni bekleyen sen… Hemşire kadın, “tutun tutun” diyordu, “bir şey olmaz”. İnsanların ne kadar küçülebileceğini çok görmüş olsam da bunca küçük bir insanı hiç görmemiştim. Olan bitenden, sen kocaman gözlerinle benimle konuşana dek uzun süre bir şey anlamadım. Sadece gidip bez alıyordum, seni o küçük küvette yıkamak için salona, yere çarşaf açıyordum, biberonları buzluğa koyuyordum, annen seni emzirirken vantilatörü çalıştırıyordum, sıcaktı, yazdı, sen uyurken balkonda bira içiyor, şaşırıyordum hep hayata bakıp. Bir insanın sümüğünü elimle silebileceğime inanamıyordum, bir insanın elime kusmasına izin verebileceğime… Bazı geceler annenin o iki saatlik gece uykuları sırasında kaçamak gibi sanki Zifir’in ilk bölümlerini düşlüyordum nedense. Sırf ben bunca büyük bir zorluğun altından nasıl kalkarım diye düşünmekten kaçmak için. Büyümen sanki çok zormuş gibi geliyordu ağladığında. Ağladığında üzülüyordum çok; ağlamanın bebekler için bir üzgünlük değil, bir konuşma yöntemi olduğunu öğrendiğimde rahatlamıştım. Çok ağlarsan koşup gidip elektrik süpürgesini getiriyordum içeriden, uyuduğun vakit üç dört tane piyano sonatı mp3’ü kaydemiştim bir yere, onları çalıyordum. Bu ben miydim, benim miydi yani bu küçük insan diye düşünüyordum hep. Aslı tabii ki tamam ama benim gibi birisi bunca güzel bir şeyin sebebi nasıl olabilirdi? Nar! Küçüğüm, üç yaşın bitiyor yarın sabah saat 07:18’de. Baban gibi erkenci, baban gibi her güzel şeye şaşkın gözlerinde yeni taşınılmış bir evle bakan sen, şimdi büyüyorsun gittikçe. Şimdi sabahları bana sorduğun gibi yani: “Babacığım, sabah mı oldu şimdi… Peki şu karşıdaki evler uzak mı?” 3 yaşın kutlu olsun güzel kızım. Dört sana günler vaat ediyor, seni bekliyor. Hadi… Uzak değil.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir