Okul Çantası

cant1

Uyandı. Gerindi. Buruş buruş yatağı. Kalkıp pencereye yanaştı. Bilmediği bir ülkenin bayrağıdır, parlıyor sokakta güz güneşi. Günaydın, Paris’in en eski kestane ağacı! Duvar dibine uluorta işeyen serseri, sana da günaydın… Kahve suyu, ne haber! Camı araladı, odaya ter kokularına sarılmış yemek kokusu doluştu; iyi misin rüzgâr? Çan sesinden kanat çırpışlarına, gündelik sesleri Paris’in… Mavi çıkıp geldi, beyaz doluştu odaya. Yapayalnız yatağına bakarken kederle doldu içi, bir şey söylemek istedi birine, bir söz olsun, küfür olsun, dize, itiraf, neyse ne! Yok kimse! Radyoyu açtı, Piaf’ın şarkısı… Frenkçesi fena sayılmasa da Türkçe görüyordu rüyalarını. Can sıkıntısı Paris’e özgü değil, her yerdedir fakat her yerde bir Paris yoktur; budur demiş şair, asıl can sıkıntısı. Canı sıkılıyor. Şimdi oğlu Ulaş, İstanbul’da, bir başka kestane ağacının altından geçiyor. Bugün okula başlayacak. Soğuk mudur Kadıköy? Üşüyor mudur? Üşümese de ürperti… İnsan çocukken ürperir çünkü… Çocukluk, ürperti… Avuçlarında, küçücük ellerin, var, boşluğu. Avuçlarında, var, sızı. Sürgün, her yerde, hep yalnız demiş şair. Bugün artık büyüdü, var, oğlu. Babalar olmayınca büyür zaten oğullar hemen. Acaba kim tutup elinden götürüyor okula? Bugün, sürgün. Yapraklar mutludur yüz yıldır, nehir bakır çalığı. Caddeler geniş, kadınlar kâğıttan… Nehir çamur. Kalp çamur. Uyandığı ilk Paris sabahı, Gar de Nord’un orada, 1981 yazında, iki Cezayirlinin işlettiği otelde; yastık altına şeker koymuştu otelci, adettenmiş. Demli çay gelmişti aklına sürgünlüğün ilk gecesinde. Ulaş içmiş midir şekerli sütünü? Kahvaltısı, kızarmış ekmeğin üzerinde vişne reçeli… Çocuk parmaklarının, diplerinden kesilmiş, soğukla sızlayan tırnakları. Boyanmış ayakkabıları, seneye giyemeyecek, büyüyecek ilk doğduğu gün öptüğü o küçücük ayakları. Camı biraz daha araladı; küf kokuyor Paris, çatılarda bulut izleri, okul kokuyor, araladı. Ulaşarak uzaklardan, Kadıköy İskelesi’ne, bir köpüklü dalga vurup yanaştı. İnsanlar kâğıttan, masaldan Paris’te. Ellerinden tutmuş çocukların ana babalar, okula götürmekte. Hazırlandı sürgün. Giyindi tertemiz, dal gibi. Kravat. Ütülü gömlek. Saçlar tarandı. Yakışacak oğluna! Dün Porte de Clignancourt pazarından aldığı okul çantası kapı önünde. Süslü, renksiz, soluk. Alıp çıktı dışarı. Günaydın ey yaşamak! Okulun oraya kadar yürüyecek. Avcunda sızı.

Kilitlemedi kapıyı.

 

Notos 56’da yayımlandı

1 comment for “Okul Çantası

  1. Ali Kemal topal
    Mart 23, 2016 at 11:57 am

    Çok geç tanıdığım bir öykü yazarı Onur caymaz benim için.ilk okuduğum öyküsü lodos ‘du ve şu sıralar keyifle takip ettiğim bir kalem.
    Bence siz öyküler yazmak için bu dünyaya geldiniz.
    Kaleminize,yüreğinize sağlık.
    Sevgi ve saygılarımla __________________?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir