Veli’nin oğlu…

Veli’dir… Veli’nin oğluyum der şiirinde. Uçak kiralayıp Bizans eskisi bu şehrin tepesine şiir yazılı kâğıtlar atmak, rakı şişesinde balık olmak isteyen; biraz patlak gözlü, çok zayıf, deli adam. İçindeki diğer şairin adı Mehmet Ali Sel, çevirmense Adil Han (Adilhan’da askerlik…

Yarın, Savaşta!

tartışmıyorum ayın güzelliğini seninle kör nakkaş mürekkepte boğuldu dün çekilip gitti güzden kuru saçaklar keskin beyaz bıçaklar geldi birden vadide, sisler içinde baş eğdi kule delip geçildi kumaşı gökyüzünün kara tutuşmuş servi ağırbaşlı ihtiyar salgınlar başladı ve gencecik ve yeniden…

Onur Caymaz – Suat Duman, Edebiyat Üzerine…

S. DUMAN: Bir dönemin dergiciliğinde veya edebiyat dünyasında yazarlar bir masa etrafında oturup konuşuyorlardı, güdümlü bir söyleşi tarzı değildi, edebiyatçı sohbetleri vardı. Uzun süredir bunlardan epey uzak bizim yayıncılığımız; öyle olsun istiyorum, sohbet edelim. Bu gelenek kitap ekinde olur veya…

Nar Küçükken…

  Nar küçükken kirpikleriyle bakıyordu uyurken yıldızlara   Nar küçükken salıncakta bir kuğu seviniyordu çocuklara   Nar küçükken biraz kalıyordu tabağında az bir şey de yoksullara   Nar küçükken deli dolu bir gül dalı dalıyordu bulutlara   Nar küçükken her…

Hoşça Kal Türkiye…

Bir sürü insan tanıdım Türkiye, henüz hiçbiri girmedi senin ölü listelerine ama nice arkadaşımı mahkemelerinde süründürdün, hapse attın. Dağa çıkan da bilirim, Nişantaşı’ndan çıkmayan da… Elit miyim bilmem ama kanımca elit Tevfik Fikret’tir Türkiye. Dünyanın en güzel adamlarından biridir. Oysa…

Ağır Şaman

1 üşüdün fakat soğuk değil uyu; geçecek uyuyunca aydınlık, ışıksız seslerdir dünya, biz yokuz 2 üşüdün de kış değil kaybolmuş kelime cümlede ağacın esmeri takıyor maskesini yaz var, yangın var her şeyde susalım, ses etme! 3 kayarken ayağının altında zaman…

Yazmalar…

  1 fulya tamam bir sırma kemer ne yapsaydım ya satın almadım çiçek tezgâhında sızlayan incelik parayla satılan güzele inanmadım geçtim öylece, evvel zamandım 2 sarı tokalıdır, deridir, örgüsü tuzdan dönüp dolaşır kırık bileğimi öpüşüyorduk apartman aralığında söylerim hep çok…

Herkes Yalnız’a dair Lacivert söyleşisi…

Nurşen Güllüoğlu: Genel olarak, bir öykü kafanızda nasıl şekillenir? Ani gelen bir ilhamla kalemi alıp hemen yazmaya mı başlarsınız, yoksa uzun gözlemler sonucunda mı ortaya çıkarırsınız? Onur Caymaz: Eskiden ilhama inanırdım. Bir çakımla başlayan ve kendini götüren, sonra da bitince,…

Alaca

Borges’e… Tren salı ve cumartesi geceleri kalkıyordu. Şimdi karşımda. 20.05. Gar meyhanesinde, o gün de, eskiden Cemal Süreya’nın bira içtiği, biraz içtiği yerde, iki tek… Meyhanenin mavi çini çiçekleri… İstasyonun önünde çocuğunun sınavdan çıkmasını bekleyen ekose etekli, gençten bir anneydi…

Bıyıklarım Var

  denize bakan evlerden geçen tren ilk gün gibi hapisten çıkılan ilk gün, hastaneden dönülen yanmış sokaklar bitince acı siren nasılsa kaybolmuş demir kapı kar yeni kalkmış daha beyaz bak işte: izinli pastaneler bir kadın var yanımda mil çekiyor gözlerime…

Okul Çantası

Uyandı. Gerindi. Buruş buruş yatağı. Kalkıp pencereye yanaştı. Bilmediği bir ülkenin bayrağıdır, parlıyor sokakta güz güneşi. Günaydın, Paris’in en eski kestane ağacı! Duvar dibine uluorta işeyen serseri, sana da günaydın… Kahve suyu, ne haber! Camı araladı, odaya ter kokularına sarılmış…

Kanatlı At Destanı

gittikçe genişleyen o sonsuz evrene inanıyorum bu yüzden uzaklaşıyoruz ya birbirimizden, buna ve her gece bir kere yüzünden öpüyorum, sana; uzaya, atomların arasındaki tükenmeyen boşluğa porselen vazolara, çiçeklerden kalan soluk suya uyurken okşadığım saçlara, yataklı vagonlara; pencere kenarlarına, bomboş yollara…

Herkes Yalnız, Varlık Röportajı

Röportaj: Fatma Yeşil Varlık, Ocak, 2016 Kitap “Alice ile Nuri” adlı öykü ile başlıyor. Öykünün sonuna eklediğiniz nottan (1999-2014) ve “1999 yılında başlayan hikaye, on beş yıl sonra, bir yılın son günleri kağıt üzerinde birikmişti.” cümlesinden hareketle; bu öyküyü on…

Lodos

  Ortaçağda ressamlar, ne vakit harita çizecek olsa sevgilileri “hayatım şuraya da benim için bir ada çiz, o ada benim olsun” dermiş. Çocukken de öyle yapardık hep değil mi? Yoldan geçen ilk araba benim, şimdi çalacak parça senin olsun; gökten…

Mesut Diye Bir Kanarya

mesut diye bir kanarya vardı çocukça bir şeyler gece vapurlarında ağlayarak mehtaba bakan bir evi terkedip giderken pencere önlerinde sarmaşık diye bir çiçek vardı ne bileyim çok özleyince hapishane demirlerine sarılan mesut diye bir kanarya hüzünlü bir öyküdür göğe ağan…