Rakı Mavisi

raki
İETT’den emekli, namuslu bir adam Rasim usta…

Karısı öldüydü kanserden, hacıya gitti sonra geçen sene.

Sonra da koyver gitsin evladım Rasim, diyerekten uzattı sakallarını, bir kış gününe benzedi yüzü sanki.

Sonra yaz geldi. Yazın işi bu, bir mektup gibi çıkar gelir.

İlk günler sıkıldı biraz Usta, terletti sakal ama alıştı sonraları… Her şeye alışılır evladım, dedi… Hacılar öyle yaptığı için ‘bis… bismillah’ diye sesler çıkararak bindi minibüslere. Otobüsler ne zaman saatinde gelir ki, yine aynı, hiçbir yere yetişemedi, yetişecek pek bir yeri de yoktu zaten.

Bir bakkal açayım diye düşündü. Para yetiremedi.

Salı pazarına çıktı, ıspanak severdi de yıkaması zordu.

Kimse sulamadı çiçeklerini, açamadan öldüler.

Kullanılacak tabak kalmayana dek bulaşık yıkamadı sonra.

Derken, günlerden bir gün, bir sabah radyoda Zeki Müren çalarken, halıyı süpürüyordu, aynada kendini gördü.

Yaşlandık galiba diye düşündü.

O gün akşamüstü, 16 Ağustos 1999, balkonun demirlerini boyuyordu. Hafif bir esinti vardı. Üst kattakiler adaçayı demlemiş, kokuyordu mis gibi. Uzakta, Büyükada açıklarında deniz pullandıkça pullanıyor, yaldır yaldır yanıyordu bir şeyler.

Sigarayı yıllar vardır ki unutmuş, hiç sevmemişti zaten fakat rakıyı hatırladı nedense.

Aynanın önünde karısının resmi vardı.

Rakının nasıl beyazlandığını düşündü, bir kış günü gibi. Kalkıp dışarı çıktı, yaşlanmışız, ‘bis… bismillah’, öpüp kokladı yanına aldığı resmi, peynir olsaydı biraz, beyaz leblebi, rakı içecekti…

İETT’den emekli…

Gece Güzelliği‘nden
2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir