Roman yakmalı yıkmalı!

8 Kasım 2004 – Radikal, Kültür Sanat Sayfası- Derviş Şentekin.

Onur Caymaz, Türkiye’de roman okuyanların çoğunluğunun kadın olduğunu söylüyor. Caymaz’ın romanının baş kahramanı da bir kadın.Şair ve öykücü olarak tanınan Onur Caymaz’dan roman: ‘Seni Hatırlatan Yıldızlar’. Genç yazar ‘Romanın bir ‘derdi’ olmalı. Hele bizim ülkemizde yazılan romanlar dağıtmalı, yakmalı, yıkmalı’ diyor

Aynur, Erdal ve sevgilisi tarafından ‘terk edilmiş’ bir yazar. Aynur: Tanımadan etmeden evlendirildiği adam tarafından dövülüp horlanan ve sonunda dayanamayıp küçük oğluyla, yaşadığı evi terk ederek, yeni bir hayat düşleyen; tek başına ayakta kalmaya çabalayan bir kadın. Erdal: Bir insanı öldürüp on yıl hapisten sonra şarkıcı olmak için İstanbul’a gelen, kıstırılmış, ‘star yaratıyoruz’ yarışmalarından yeni bir hayat bekleyen, korsan CD satıcısı bir adam. Ve bu iki insanın sevdası. Onların hikâyesine yazarın özel tarihi olan bir günce eşlik ediyor. Onur Caymaz’ın ilk romanı ‘Seni Hatırlatan Yıldızlar’ı kısaca böyle özetleyebiliriz… Edebiyatımdaki ‘Kemal’leri (Orhan Kemal, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal) okuyarak büyümüş Caymaz. Günümüzde ise net olarak bir isim veremiyor, “Yok ki” diyor ve ekliyor: “Ne yazık ki.”

Hayatın sorduğu sorular Lafı uzatmadan, ‘Seni Hatırlatan Yıldızlar’a getiriyoruz sözü. Öykü yazmak için oturmuş, televizyonlardaki pop yıldızı yarışmaları, ona, sorular sordurtmuş: ‘Neden bu yıldız olma merakı ve neden insanlar kendilerinden, hayatlarından memnun değil?’ Bir yandan da kendi hayatının soruları: ‘Yaş otuza yaklaşıyor, hayat nedir, ne yaptım şimdiye kadar ve artık ne yapmalıyım?’ Sorular, kesişip karışmış ve derken üç yüz küsur sayfalık bir romana doğru yol almış öykü. Romanda karakterler o kadar canlı ki, onlarla hemen her yerde karşılaşabilirsiniz. Bu son yıllarda romancılığımızda neredeyse pek alışılmadık bir durum. “Bir dönem, belli bir kesimin okuması için yazılıyordu romanlar. Türkiye’de roman okuyucusunun kadın olduğunu düşünüyorum. Son dönemde de romanlarda güçlü kadın portreleri çiziliyor. Oysa, bugün Türkiye’de öyle bir kadın olmak çok zor. Üstelik ülkemizde erkek de eziliyor. Romanın bir ‘derdi’ olması gerektiğine inanıyorum. Öykü belki çimdikler, hafif tırnaklar ama roman öyle olmamalı; Roman dağıtmalı, yakmalı, yıkmalı. Oysa bugün romancılarımız hayattan, gerçeklerden kopuk; uzak duruyorlar. Bu çok tehlikeli bir nokta” diyor Caymaz. Bir dönem romanın bu gücünün olduğunu belirtiyor genç yazar: “Sanat insanı değiştirmeli. Bir kitabı okuyan insan, o kitaptan önceki insan olmamalı. Oysa tüm sanat dalları ‘eğlenceli bir şey’ haline getirildi: çabuk tüketilen müzik, kolay okunan kitap -ki bunlara sanat da denmemeli.” Romanındaki kahramanların umutsuzluğuna getiriyoruz sözü. “Doğru, bu coğrafyada yaşayan insanların umutsuzluğunu yansıtmaya çalıştım. Çünkü vaat edilecek hiçbir şey kalmadı artık” diyor ve ekliyor: “Ve bir umudu da ancak umutsuzluğun içinden bulup çıkarabiliriz”
‘Büyük hayat yaşamadım’ Bu kadar genç bir yazarın, bu kadar çok şey ‘biriktirmiş’ olmasına şaşırıyoruz. Örneğin, romanda yaklaşık seksen sayfa uzunluğundaki tren yolculuğunu kaç insan bilebilir ki. Tebessümle karşılıyor Caymaz, “O tren yolculuğu başlı başına bir roman bile olabilirdi. Bir grup yazarın Eskişehir’e yaptığı tren yolculuğundan çıktı o. İstasyonun birinde gördüklerimi Selim İleri’ye anlattım. İleri, bana, ‘Bir roman yaz ve bunları anlat’ dedi. Romanda anlattım ama midyeciler ya da korsan CD’cilerin bir tekiyle bile konuşmadım. Büyük bir hayat da yaşamadım. Galiba iyi bir gözlemciyim; tecrübeler de oradan” diyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir