Sennur Sezer’den Pervaneyle Yaren…

Sevgili Onur Caymaz,

“Hayatımızın yırtılan yerinde gerekir şiir” demişsin Pervaneyle Yaren’in başında. Usta bir yamacı terziymiş meğer senin için şair. Bu yamaların elbisenin tamamlayıcısı olduğu modeller vardır. Üstelik acıyan yerimize hangi şiirin iyi geleceği bilinmez. Anadolu’nun bir yerlerinde kendini hasta duyumsayanlar dua gibi Köroğlu okuturlarmış. Ben adı bilinmez kadınların yaktığı gelin ağlatma havalarını, Akdeniz çobanlarının boğaz havalarını şifa bilirim.(Ağlamak iyi geliyor galiba.)

Gelelim şiir kitabının adındaki kelebekten çelimsiz böcekçiğe, pervaneye.  Pervanenin ışığa tutkunluğu divanece görülür, aşk sayılır. Ama ateşi çalıp insana götürmeyi dileyen unutulmaz kahramanla Prometeus ile bir akrabalığı olmalı bence.

kur

Kimi hafta ne yazacağımı bilemezken bu hafta iki konu arasında şaşkın kalakaldım. Hangisini haftaya bıraksam çok gecikecektim. Bir yanda hapisteki çocuklar meselesi var.

Türkiye’de toplam 361 cezaevi bulunuyor. Türkiye AB verilerine göre mahpus sayısı bakımından dünyada 10. sırada. Cezaevlerindeki 144 bin mahpusun 1942’si çocuktur.  Çocukların sağlıklı bireyler olarak büyümesini isteyen örgütlenmelerin bir süredir bu çocuklarla ilgili iddiaları var. İddialar daha çok bir cezaevinde odaklanıyor: Sincan. Gündem Çocuk Derneği:  “Çocukların infaz kurumlarında karşılaşmış oldukları hak ihlallerinin önlenmesi, tespiti ve sorumluların cezasız kalmaması için etkin hak arama ve bağımsız izleme mekanizmalarının geliştirilmesini”  talep ediyorlar. Bu çocuklara mektup yazmak istiyorum ama senin şiirinin çocuksu yanı sanki bu çocuklara seslenmemi kolaylaştırır gibi geldi bana.”Yıllarca söylenmemiş” bir sözün çırağıydın. “Ciğerime takılı bir dal öksürüğün dalları nisan” demeyi de biliyordun. Çok acı ama “kimsesiz de büyünür, ninnisiz de masalsız da” dizen, o çocuklar için bir ilaç gibi ürperiyordu kitabında. Acı ilaçlar çare midir?

cocu

Sevgili Onur,

Eylül Uçurtması onca zaman kurgusu, dönemi için uğraştığın 12 Eylül romanının bir yansıması.O romandan caymışsın anlaşılan. Bence o roman yazılacak ama kendi çağının romanı olacak bu. “Şiirimde bacağı kırık gençten bir kafiye var” diyen, “Mamak ayazı”nın     ardına düşenin romanını yazacaktır.  Bir şairin yerini yurdunu yasa zoruyla bırakmaya zorlanan mübadilliğin şiirini denemek de bir romanın konusudur. Böyle hüzünlü konuları seçen hapisteki çocukları görmeden geçmez. Bu şiirleri görmeyenler suçludur olsa olsa.

Yaren sözü pervaneden daha sıcak. Bir elmanın yarısı gibi yar olmuş gönlümüze.

Delikanlı toplulukları gelir aklıma yaren dendiğinde. Kızlar birbirinin ahretidir.  Düğünlerinde bir dal donatır tüm sevgisiyle. Ahret ağacı gelinden önce gider güvey evine. (Acaba “nahıl” adeti buradan mı çıkmıştır.)

Pervane ile yaren olmak delikanlı olmayı gerektirir sanki.  Hep ateşe tutkun olacak. Çelikten sert olacak, mumdan yumuşak. Akıp gidecek su gibi aşkının peşinden. Yüreğinin sıcağı ateşten daha sıcak, ateşe girse yanmaz yüreği soğur belki. “Nar” meyve bile olsa o onca serin meyveyi ateşin eşi görüp ateş demek, kor demek,  gönül vermek pervanenin işi mi, yarenin sevdası mı?

Sevgili Onur,

Şiirin insanların saçlarını okşamak için yazılmış bir şiirdir. Belki Sincan’daki yaralı çocukların analarının saçlarını okşar. Babalarının yüreklerini soğutur.

9 Ocak 2014

Evrensel Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir