Şiir Defteri 2011 soruşturmasına cevap

*Dergileri takip ediyor musunuz? Hangi dergileri neden takip ediyorsunuz? Aradığınız ya da bulamadığınız özellikler neler?

Bunlar edebiyat dergisi değil diyeceksiniz ama sürekli takip ettiğim Express ve Bir+Bir’i anmak zorundayım. Tavırları o denli yaşamın içinde ki söz konusu yayınları ister istemez edebi bulmak durumundayız, mecburen. Badiou’dan Tekel işçilerine Ara Güler’den Sasha Grey’e, Godard’a, Mehmed Akif’e dek kanımca mühim herkesi kapsayan muhalif, insan bir kalabalık! Üstelik bu dergilerle ideolojik olarak aynı pencereden bakıyorum hayata. Türk Edebiyatı dergisi de güzeldir herhalde ama aramızdaki açı farkı, bakış yönü okumayı zorlaştırır. Biri ilerici öteki gerici klişesinden bahsetmiyorum, bu saçma. Açı farkından söz ediyorum; arada bir benim karşıtım ne yapıyor diye alıp okunur belki ama sürekli bir takip, zor…
Bir yayın, ülkenin en büyük sorununu ikna odaları olarak gösterirken yoksulluğu öteliyor; mazlum olarak sadece Gazze’deki için özel sayı yapıyorsa ciddiye alınacak bir yanı yoktur. Zira benim durduğum yerde mazlumun dini, milliyeti, ırkı sorulmuyor. Mazlum, sadece mazlumdur orada… Bu bağlamda dergi, yayın, birlikte görünebilecek, yürünebilecek kişiler ayrımına giderken ideoloji önemli.
Benim dergilerim dediğim dergilerin, hikâyesinde, röportajlarında, yeni yayınlar bölümünde zaten edebiyat hep el ediyor okura. Yeni hikâyeler de çıkarıyorum onlardan, yeni şiirler de; üstelik ufkumu da genişletiyor. Birilerinin dedikodusunu yapabilmek için dergi okumak hoşuma gitmiyor. Üstelik hayatı taklit eden bir dergi de kolay yoldan edebiyat dergisi olarak anılamaz mı? Anılır…
Bununla beraber, her ay değilse bile düzenli olarak Varlık’ı, Eliz’i takip ediyorum. Zira üzerinde çalıştığım roman ve ona dair yaptığım okumalar, bir de günün on saatini çalışarak geçiriyorsanız başka bir şey okumaya zaman bırakmıyor. Varsa eğer “yeni” yazılan şiirden kopmamayı, edebiyat dünyasını (sanki normal dünyadan ayrıymış gibi) ve oradaki gelişmeleri “ara sıra” olsa da izlemeyi önemsiyorum. Kim hangi kitabı çıkarmış, kim ne yazıyor, ne düşünüyor vb. Üstelik bu anlamda Varlık’ın gündeme dair dosyaları hayli önemli.

*Bugünkü bilgi, birikim ve tecrübenizle bir dergi çıkarmak isteseniz nasıl bir dergi çıkarırsınız? Bu bağlamda bugün edebiyatımızın nasıl bir dergiye ihtiyacı var?
Okunacak o kadar çok şey var ki eksik kalsın, bir de ben dergi çıkarmayayım! Üstelik dergi çıkarabilen insanlara çok imreniyorum. Baştan aşağı zahmetli, emek isteyen ve karşılığında o dergiyi dolaşımda görmek dışında hiçbir getirisi olmayan çelebice bir iş. Zarar etme, batma, satmadığı için yaratacağı üzüntü; bir dolu şey. Sonra şunu aldın, bunu yazdın, onu niye yayımlamadın baskısı, sonra her şeyin üzerini örtmeye çalışan o garip susku terörü… Satmasın, kimse tarafından sevilmesin, önemsenmesin diye de dergi çıkaran yoktur herhalde. Üstelik herkesin oturduğu yerden yaptığı bin türlü insafsız, yersiz eleştiriyi hiç hesaba katmadım. Gerçi o tip eleştiri başka nereden, nasıl yapılır o da ayrı bir mevzu.

W. Benjamin’in Paris’te kullandığı defterlerden biri

Bir dergi, sadece yılda bir kez çıkardığı şiir yıllığında, şairlerin şiirim var mı yok mu endişesiyle ikinci baskı yapabiliyorsa biraz susup utanmak gerekir. Bir dergi için dava açılmıyorsa, bir dergi mahkemelere düşmüyorsa, batıp batıp çıkmıyorsa, bir derginin aboneleri, satışı engellendiği için onu sokaklarda satmıyorsa, belki de gerçekten kapanmalıdır. Çok mu romantik bulundu! Hadi Walter Benjamin, konuş hocam: “Kültür alanında hiçbir belge yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi niteliği taşımasın.”
Hem hepsinde aşağı yukarı sürekli aynı isimlerin göründüğü, yeterince çok yayınımız yok mu? Bu durumdayken bile ihtiyacımız olacaksa tavır koyabilen bir dergi hayal ederdim. Misal, geçenlerde Ergenekon kapsamında bir şair, evet camiamızdan bir arkadaşımız, siyasi görüşüne katılsak da katılmasak da bir meslektaşımız, Ayhan Bozkurt gözaltına alındı. Bakalım onunla ilk röportajı hangi dergi yapacak…
Şairleri öldüğü zaman değil yaşarken de sevebilen, ölüsevici olmayan bir dergi düşünürdüm; Hayvan ve Öküz deneyimini anımsayın. On yılı aşkın bir sürü dergiye yazı yazdım, sadece bu iki dergiden telif alabildim; telif verebilen bir dergi düşü… Ferhan Şensoy’un Ayna Merdiven kitabının arka kapağında Soyut dergisinden aldığı telif bedeline dair daktiloya çekilmiş bir yazı görünür. Bir yazarın yazdığından az da olsa maddi gelir sağlaması nasıl güzeldir, bilen bilir. Türkiye’de sadece yazarak yaşamanın kaç kişinin harcı olduğunu düşünün…
Dergi hayalime döneyim: Kimisinin usta bildiğinin, diğerinin çırak bildiği tarafından eleştirildiği bir dergi. Hepsinden önemlisini tekrar edeceğim, tavrı olan bir dergi. Yumruğunu gerektiğinde masaya vurabilecek, “biz herkesi kapsıyoruz bebeğim, herkese karşı hoşgörülüyüz” tuzağına düşmeyecek. Gerçekten tüm yazarları birleştiğinde aynı yolda yürüyebilecek; rakı içmeye, maça ya da ne bileyim belki 1 Mayıs’a beraber gidebilecek…

*Bir yıl içinde 100’ün üstünde edebiyat dergisi -düzensiz aralıklarla da olsa- dolaşımda ama satış rakamlarına baktığımızda en çok satan derginin 2000’e ulaşamadığını görüyoruz. Daha da kötüsü yakın zamanda 12 yıllık Virgül dergisi kapandı. Cumhuriyet tarihiyle neredeyse yaşıt bir edebiyat dergisi de genel dağıtım ağından çekildi ama size bu soruyu sorduğumuz şu an yeni bir derginin “doğum” haberi bize ulaşıyor… Bu “yaman çelişkiyi” neye, nasıl bağlamak lazım? Bu duruma dair görüşleriniz…
Satış rakamı tabii ki ölçü değil. Cansever’in kitapları sağlığında ne kadar satıyordu, şimdi ne kadar satıyor? Çok satmaktan öte, uzun süre ve istikrarlı satmak önemlidir. Reşat Nuri’nin kitapları halen basılıyor ve satılıyor da. Kaç yıl olmuş. Altmış yıl desek ortalama? Peki altmış yıl sonra hangi derginin, şairin, şiir kitabının adı geçecek? Kaçımızın? Bu anlamda satış da çok önemli değil. Var olmak ve bir şeyler değiştirmek… Tüm sorun bu belki.
Dağıtım ağlarındaki durumu Türkiye’deki neoliberal gelişime bağlamak gerekiyor sanırım. Dergilerin her geçen yıl sürüm dışı kalması için iktidarlar elinden geleni ardına koymuyor. Kendi istedikleri dergiler yayımlansın yeter! Ötekileri yayımlanmasa da olur. Ayrıca dağıtım ağlarındaki tekel ve vergiler, harçlar, bir dolu bürokratik engel de cabası.
Peki nasıl sürekli dergi çıkıyor? Neden çok dergi var? Çok yazılıyor ama çok okunmuyor herhalde. Yazdığı 7000 şiirden bahseden bir okur hatırlıyorum; başkalarını okumuyormuş, etkilenmemek için. Hep söylemek istiyoruz, bununla ünlü olmak istiyoruz. Yazdığınız kitabı yeniden toparlayıp elle tutulur hale getirerek yayımlayan şirketler var. İşin doğası değişiyor, bozuluyor. Bir de tabii edebiyat klikleri şu bu… O seti aşamayan kendi yoluna bakıyor, zamanla o da bir klik haline dönüşüyor belki.
Dostoyevski’nin çıkardığı Vremya dergisini merak ediyorum en çok. Rusya’da okuyor bir akrabam, bir nüshasını bulsam şurada burada, o çevirse ben okusam diye bakıyorum. Bir de tabii Lütfü Akad’ın yerinde saptamasını eklemeden geçemeyeceğim: “Türkiye’de herkesin iki işi vardır” der üstat, “biri kendi işi, öteki de sinema eleştirmenliği”.

*Hemen her gazetenin kitap ekinin olmasını bir zenginlik olarak mı okumalıyız? Yoksa dergilere ve edebiyata dolaylı ve doğrudan zarar veren ekler olarak mı görmeliyiz?
Edebiyata yazarlar ve okurlar kadar hiçbir şey zarar veremez. Yoksa yayımlanan bir şey, ne olursa olsun pek sıkıntı yaratmaz. Kitap eklerini zenginlik olarak düşünüyorum, neden olmasın. Bazı sabahlar işe giderken, yolumun üzerindeki pastanede, gazetenin içinden çıkan eke meraklı gözlerle, acaba bu da ne ola ki dercesine bakıp araştıran, karıştıran insanlar görüyorum. Bizde hakir görme, hakir görürken de bu ekler sadece yazar çizer için yapılıyormuş gibi bir küstahlık var. Gelgelelim bu eklerde “alternatif” bazı eserleri bulabilmek zor olabilir. Burada pazar ve pazarlık, ana akımın pompaladığı kültür meselesi iyice irdelenmeli.

Kitap eklerinde yayımlanan yazıların zaman içerisinde eleştiri yazısı olarak algılanması biraz sıkıntı verici… Bugün en ihtiyacımız olan şeyin, Fethi Naci gibi “rengi” olan bir eleştirmen olduğunu eklemeden geçemeyeceğim. Doğrusu yanlışı vardır elbet Naci ustanın, bunlar tartışılır da rengi olan, korkmadan yazan ve birtakım dil hassasiyetlerini gözeten eleştirmenlerden bahsediyorum. Kimi çevrelerin sürekli Naci’yi eleştirmesine bakarsak, söylediğim şeyin doğrulandığını görürsünüz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir